İshal Nasıl Geçer?

İshal, özellikle de bir enfeksiyondan dolayı kaynaklanıyorsa, birkaç gün içerisinde kendi kendine geçecektir. Çocuklarda iyileşme süresi genellikle 5-7 gün arasında değişir ve nadiren 2 haftayı aşar. Yetişkinlerde iyileşme süresi 2-4 gündür arasındadır ancak bazı enfeksiyonlar bir hafta ya da daha uzun sürelerde iyileşebilir.

İshalin iyileşmesini beklerken siz de bazı önlemler alarak süreci daha kolay atlatmaya çalışabilirsiniz.

İshalin belirtilen sürede geçmediği ve daha uzun sürdüğü durumlar daha ciddi bir sağlık sorununu işaret edebileceğinden, mutlaka bir doktorla görüşülmelidir. İshalle ilgili başka bir önemli nokta da, yetişkinlere önerilen ishal tedavileri ile çocuklara önerilecek tedavi biçimlerinin aynı olmayabileceğidir. Çocuk ve bebekler ishal olmuşsa, vakit kaybetmeden bir doktora danışılmalıdır.

Bol Sıvı Tüketin

İshal boyunca vücut çokça su ve tuz kaybedebilir. İshalin yanı sıra, özellikle kusma da varsa, vücudun susuz kalmasını önlemek adına bol bol sıvı tüketmek gerekir. Su içerken, tek seferde çok su içmek yerine gün boyu sık sık ama yudum yudum su içilmesi önerilir.

Suyun yanı sıra su, tuz ve şeker içeren diğer sıvıları da tüketebilirsiniz. Tuz sıvı kaybını yavaşlatırken şeker de vücudun tuzu emmesini sağlar. Suyla karıştırılmış, posasız meyve suyu, sporcu içecekleri veya yağsız tavuk suyuna çorba gibi sıvıları da içebilirsiniz. Yeterince sıvı aldığınız takdirde idrarınız açık sarı hatta renksiz olacaktır.

Evde kendiniz de bir sporcu içeceği hazırlayabilirsiniz. Elma suyuna bir çay kaşığı kadar tuz atarak içebilirsiniz. Bu kadarcık tuz içeceğin tadını bozmaz ancak vücudun su tutmasını sağlamaya yeterlidir. İçecekleriniz soğuk değil de oda sıcaklığında olursa daha iyidir.


Uzak durulacak içecekler: Kafeinli veya şekerli içecekler, alkollü içecekler, süt ve diğer süt ürünleri uzak durmanız gerekenler listesindedir. Bu tip içecekler ishali kötüleştirebilir. Probiyotik içeren yoğurt ve kefir dışında süt ve süt ürünleri ishali kötüleştirebilir çünkü ishal geçici olarak bir laktoz intoleransına neden olabilir.

Çocuk ve bebeklerde vücudun susuz kalmaması son derece önemlidir. Kusuyor olsalar bile çocuklara sık sık su yudumlatılmalıdır. Böyle bir durumda az bir miktar su bile, hiç su içmemelerinden iyidir. İshalken çocuklara meyve suyu ya da gazlı içecekler önerilmez çünkü bu tip içecekler çocuklarda ishali kötüleştirebilir.

Meme emen ya da biberonla beslenen bebeğiniz ishalse, bebeği her zamanki şekilde beslemeye devam etmeniz önerilir.

Bebek ve küçük çocuklarda ishal görüldüğü takdirde doktora danışmanız, çocuğun susuz kalmaması için ne tür önlemler alabileceğinizi ve su kaybı belirtilerini öğrenmeniz önemlidir.

Oral Rehidratasyon Çözeltileri

Vücudun susuz kalma ihtimali varsa (örneğin yaşlılarda) ya da su kaybı belirtileri çoktan görülmeye başlamışsa, doktorunuz veya eczacınız oral rehidratasyon çözeltilerinden kullanmanızı önerebilir.

Oral rehidratasyon çözeltileri küçük paketlerde toz şeklinde bulunur ve eczanelerde reçetesiz olarak satılır. Suyla karıştırılarak içilir ve vücudun kaybettiği tuz, şeker ve diğer önemli minerallerin tekrar yerine koyulmasını sağlarlar.

Bu çözeltiler çocuklara da verilebilir ancak ne miktarda içecekleri çocuğun yaş, boy ve kilosuna göre değişecektir. Bu nedenle çözelti vermeden önce doktora veya güvendiğiniz bir eczacıya danışmanız gerekir.

Probiyotikler

Bazı yoğurt ve gıda takviyelerinde bulunan probiyotiklerin ishalin kesilme sürecini hızlandırdığı görülmüştür. Probiyotikler bağırsaklardaki yararlı bakterilerin yerini doldurur.

Ancak elde edilen bilgiler ishale karşı probiyotiklerin olumlu etkisini henüz yüzde yüz olarak kanıtlamamıştır. Öte yandan yapılan araştırmalar probiyotiklerin, antibiyotik kullanımından sonra ortaya çıkan ishali önlediğini göstermektedir.

İshal İlaçları

Çoğu kez ishal ilacına gerek kalmadan işler yoluna girse de doktorunuza ya da eczaneye danışarak alınacak ishal ilaçlarıyla iyileşme sürecini hızlandırmak mümkündür. Ancak ilaçların yan etkileri, kullanım dozu ve süresi ile ilgili detaylı bilgi aldığınızdan emin olmalısınız. Bu ilaçlardan bazılarının kullanımı birkaç günle sınırlı tutulmalıdır.

İshal sırasında antibiyotik kullanılması önerilmez. Ancak virüs veya özel tür bir bakteri nedeniyle ishal görülmüşse antibiyotik işe yarayacaktır ancak buna da doktor karar vermelidir. Herhangi bir antibiyotikle ishal geçirilemez.

Çocuklar söz konusu ise, çoğu ishal ilacı çocuklara önerilmez. Bu nedenle doktor önermediği sürece çocuğunuza ishal kesici ilaçlardan vermemelisiniz.

Katı Gıdalar

İshal sırasında katı gıda alınıp alınmaması konusunda uzmanların zaman zaman görüş ayrılığı yaşadığı doğrudur. Genel kanı kendinizi daha iyi hissettiğiniz anda katı gıda yemeye başlamanız gerektiğidir. İlk 24 saat sadece sıvı gıdalar önerilir. Ardından küçük ve hafif öğünlerle, yağsız ve baharatsız yiyeceklerle işe başlayabilirsiniz.

Önerilen gıdalar: Patates, pirinç, muz, çorba, kızarmış ekmek, elma püresi ve haşlanmış sebze ishal olan kişilere en çok önerilen katı gıdalardır. En çok tuzlu yiyecekler önerilir.

İştahınızı kaybettiyseniz katı gıda tüketmek için kendinizi zorlamamalısınız ancak sıvı tüketmeye ara vermemelisiniz. İshal beklediğinizden daha uzun sürmüşse yediklerinizi gözden geçirmeniz gerekiyor olabilir.

Tam tahıllar, esmer pirinç gibi lifli yiyecekler, yağlı veya çok tatlı gıdalar durumu kötüleştiriyor olabilir. Bunların dışında size dokunduğunu düşündüğünüz herhangi bir gıdayı da kesmeyi deneyebilirsiniz.

Çocuklar eğer çok sıvı kaybetmişse yeterince sıvı vermeden katı gıdaya geçiş yapmamanız önerilir. Sıvı kaybı belirtileri ortadan kalktıktan sonra tekrar normal beslenmelerine dönebilirler.

Eğer çocukta sıvı kaybı belirtisi yoksa ama iştahsızsa, çocuğa sıvı vermeye devam edin ve katı gıdaya geçmeden önce iştahının yerine gelmesini bekleyin.

İshal İçin Menü Önerisi

İshal sırasında çoğu kez iştahınız yerinde olmayacaktır. Ancak durum böyle değilse bile yediklerinize dikkat etmek hem ishalin çabuk geçmesi için hem de vücudun besinsiz ve susuz kalmaması açısından önemlidir.

Yukarıda yenilmesi ve yenmemesi gerekenler hakkında kısaca bilgi verilmiş olsa da, ishal olmuş kişilerin nasıl beslenebileceğine dair örnek bir menü incelemek de faydalı olacaktır.

Kahvaltı: Sade bir kahvaltı hem iyileşmeyi hızlandıracak hem de sağlığınız için gerekli besinleri almanızı sağlayacaktır. İshal sırasında kaybedilen elektrolitlerin yerine koyulmasını kolaylaştıracak, potasyum zengini muzu kahvaltıda yiyebilirsiniz. Muzun yanında bir filim kızarmış beyaz ekmek de tüketilebilir. Gündelik hayatınızda beyaz ekmek yerine kepekli, tahıllı ekmekler tüketiyor olabilirsiniz ancak ishal şikayeti varsa bu alışkanlığınıza ara vermeniz daha iyi olur. Mideniz lif zengini tam tahılların sindiriminde zorlanabilir.

Öğle ve Akşam yemekleri: Öğle ve akşam menülerinde fazla lif içermeyen, sade menülerle devam etmelisiniz. Elma püresi, fırında patates (tuz dışında, acı olmayan bir baharat ekebilirsiniz), haşlanmış havuç veya pirinç lapası yenilebilir. Fırında pişmiş ya da haşlanmış tavuk ve (terbiyesiz) çorba da menüye eklenebilir. Tabii bu yiyeceklerin hepsini tek bir öğünde tüketmeniz gerekmez, az ve sık yemeniz daha iyidir. İshal olan kişilere süt ve süt ürünleri önerilmez ancak yoğurt istisnadır. Yoğurttaki iyi bakteriler ishalin iyileşmesine yardımcı olur.

İshal olmuşsanız, gün boyu ufak ufak yiyecek atıştırmanız ve bir oturuşta büyük porsiyonlar yemeye çalışmamanız gerekir. Bu şekilde yiyeceklerin hazmı kolaylaşır. Ara ara antibakteriyel özelliği güçlü, kurutulmuş yaban mersini atıştırabilir veya papatya çayı da içebilirsiniz.

Kronik İshalde Uzak Durulması Gereken Yiyecekler

Sadece beslenmede yapılan değişiklikler kronik yani sık tekrarlayan ve uzun süren ishal şikayetini ortadan kaldırmak için yeterli değildir. Ancak bazı yiyeceklerden sakınmak belirtileri hafifletmekte etkili olabilir. Kronik ishalde tedavi planı bir doktor tarafından belirlenmelidir.

Bağırsak hastalıkları, uzun süren enfeksiyon, gıda intoleransı gibi nedenler kronik ishale yol açabilir. Kronik ishal hastalarının uzak durması gereken yiyecek türlerini genel olarak sıralayalım.

Yağlı yiyecekler: Patates kızartması gibi yağda kızartılmış yiyecekler, tatlı çörek benzeri pastane işi yağlı gıdalar, krema ya da etin yağlı kısımları ishali tetikleyebilir.

Süt ürünleri: Kronik ishali olan kişilerin, çoğu kez doktorun da önerisiyle bazı gıdaları beslenmelerinden eleyerek herhangi bir gıda intoleranslarının (hassasiyetlerinin) olup olmadığını ortaya çıkarmaları gerekir. Süt ve süt ürünleri ishale yol açtığı bilinen gıdalar arasındadır. Süt, yoğurt, peynir, dondurma benzeri gıdaları tükettikten sonra ishal şikayeti başlıyorsa bu durum laktoz intoleransına işaret ediyor olabilir.

Buğday ve benzeri tahıllar: Ekmek benzeri, buğday unu ile hazırlanan yiyecekler, glüten hassasiyeti olan kişilerde ishale yol açabilir. Glüten buğday ve benzeri tahıllarda bulunan bir protein türüdür. Buğdayın huzursuz bağırsak sendromundan muzdarip olan kişilerde de ishale yol açtığı bilinmektedir. İshal sırasında buğdaylı yiyecekler yerine patates veya pirinç tüketilmesi önerilir.

Acı yiyecekler: Acı biber, acı baharat ya da acı sos gibi her türlü acı gıda ürünleri ve acılı yemekler ishali kötüleştirebilir.

Lifli yiyecekler: Brokoli, karnabahar, mısır benzeri lif bakımından zengin sebze ve meyveler ile fasulye, soğan, sarımsak, lahana gibi gaz yapan sebze ve gıdalar ishali kötüleştirebilir.

İshal ile ilgili olarak daha ayrıntılı bilgiye ihtiyacınız varsa ‘İshal Neden Olur?’ başlıklı makalemizi de okuyabilirsiniz.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Gaz Neden Olur?

Gaz ve şişkinlik doğal vücut tepkileridir. Ancak konu gaz çıkarmaya geldiğinde, başkalarının yanında bu doğal tepkiler ayıp kaçtığından, gaz sorunu bizi zor duruma sokabilir ve rahatsız edici olabilir. Herkeste gaz olur ve çoğu kişi çok fazla gaz çıkardığını düşünse de, aslında bu normal bir durumdur.

Vücuttaki gaz, nitrojen, hidrojen, oksijen karbondioksit ve metan gazlarından oluşur. Gaz genel olarak hava yutmaktan ya da yiyeceklerin sindirim sırasında parçalanmasından kaynaklanır.

Bazı yiyecekler kiminde gaz şikayetine neden olurken, diğer bir kişiye bu anlamda hiç dokunmayabilir. Şişkinlik karın bölgesinde doluluk hissidir ve çoğunlukla bağırsak gazının toplanmasından kaynaklanır. Gaz şikayetleri hava yutmayı azaltarak, beslenmede değişiklik yaparak ve bazı reçetesiz ilaçlarla giderilebilir.

Hava Yutmak

Sindirim sistemindeki gazın çok azı bağırsaklarda üretilir ve geri kalanı hava yutmaktan kaynaklanır. Hava yutmak deyince, kulağa sanki özel bir durumdan söz ediliyor gibi gelebilir ama aslında hava, yemek yerken ya da bir şeyler içerken doğal olarak yutulur. Sakız çiğnemek, sigara içmek ya da kamışla içecek içmek yutulan havayı fazlalaştırır.

Kaygı, iyi oturmamış takma dişler, geniz akıntısı, kronik ağrılar veya sıcak içecekler içmek de hava yutmaya neden olan diğer kaynaklardır. uzun süre aç kalıp hızlı bir şekilde yemek yediğimizde, bol bol da hava yutarız. Yavaş yemek yemek, hava yutmaktan kaynaklanan gaz şikayetini azaltabilir.


Yiyeceklerin Parçalanması

Bütün yiyecekler vücutta parçalanır ve bu işlem sırasında ortaya bazı gazla çıkar. Karbonhidratın paraçalanması, yağ ve proteinin parçalanmasından daha çok gaza neden olur. Yiyecekler kendi özelliklerine göre gaz yapan ya da bir şikayete neden olmayan yiyecekler olarak ayrılabilir. Ayrıca kişilerin sindirim sistemindeki farklılıklardan dolayı da, benzer yiyecekler kişiden kişiye değişecek şekilde, daha az ya da daha çok gaza neden olabilir. Bağırsaklarda hangi tür bakterilerin olduğu ya da kişinin karbonhidratları ne kadar iyi sindirip sindiremediği, bu farklılıkta rol oynar. İşte bu yüzden kimimiz bir yemeğe ‘gaz yapar’ diye dokunmak istemezken, bir başkası hiç tasalanmadan afiyetle yiyebilir.

Laktoz İntoleransı

Laktoz intoleransı vücudun laktozu sindiremediği anlamına gelir. Laktoz, sütte ve diğer süt içeren ürünlerde bulunan doğal şekerdir. Bu durum vücutta ince bağırsak tarafından üretilen laktaz enziminin yetersiz olmasından kaynaklanır. Laktaz enzimleri olmadan laktoz işlenmemiş olarak kalır ve kalın bağırsaktaki bakterilerle etkileşime geçtiğinde ortaya rahatsız edici belirtiler çıkar. Şişkinlik, gaz, bulantı ve ishal, laktoz intoleransı belirtileri arasındadır. Asya, Afrika ve Akdeniz ülkelerinde laktoz intoleransı daha yaygındır. Örneğin Tayland, Japonya, Çin gibi Asya ülkelerinin mutfaklarında süt, peynir ya da yoğurt benzeri ürünler hemen hiç yer almaz.

Çölyak Hastalığı

Çölyak hastalığı ince bağırsaklara zarar veren ve bazı besin maddelerinin sindirimini engelleyen bir hastalıktır. Çölyak hastaları glutene karşı hassastır. Gluten ise buğday, çavdar ve arpada bulunan bir proteindir. Bu hastalıkta, gluten tüketirken normal olmayan bir bağışıklık sistemi tepkisi ortaya çıkar. İnce bağırsağın, yiyeceklerdeki besinleri emen parçalarında bir hasar meydana gelir. Kalıtsal bir hastalık olan çölyak hastalığının belirtileri arasında şişkinlik, gaz, karın ağrısı ve mide bozulması yer alır. Ayrıca gerekli besinlerin vücuda geçmemesinden dolayı kilo kaybı, halsizlik, yetersiz beslenme, anemi gibi başka belirtiler de görülebilir.

Huzursuz Bağırsak Sendromu

Huzursuz bağırsak sendromu, kalın bağırsağı etkileyen, yaygın bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık bağırsağın normal işleyişini değiştirir, dışkılama rutinini bozar ve vücudun genelinde sorunlara yol açar.  Tam olarak neden kaynaklandığı bilinmemekle beraber, bağışıklık sistemindeki bir terslikten, stres kaynaklı ya da bazı yiyeceklere tepki olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Daha çok ofis çalışanlarında, stresli bir iş hayatı olanlarda veya duygusal oalrak stresli, sarsıcı bir dönemden geçen kişilerde görülen bu hastalığın belirtileri arasında gaz, şişkinlik, karın ağrısı, kabızlık, ishal ve kramplar bulunmaktadır. Stres yönetimi ve uygun bir diyet sayesinde bu belirtiler kontrol altına alınabilir.

Lifli Yiyecekler

Ne yazık ki son derece sağlığa yararlı olan, lif açısından zengin yiyecekler, sindirim sistemine de çok iyi geldikleri halde, gaz problemine neden olabilirler. Genel olarak gaz yaptığı bilinen lifli yiyecekler meyveler, sebzeler, tam tahıllar ve baklagillerdir.

Kuru Fasulye & Baklagiller

Mutfağımızın lezzetli ve geleneksel tariflerinden biri olan kuru fasulye, gaz deyince ilk akla gelen yiyeceklerden biridir. Pek çok kişi, gaz yapacağı endişesiyle bu güzel yemekten uzak durmaya çalışır. Fasulyede vücudun kendi kendine sindiremediği iki karbonhidrat madde bulunur. Bu iki bileşenin sindirilmesi için bakteriler devreye girer. Bakteriler sindirim için besinleri parçalarken, bu sırada ortaya metan gazı, karbondioksit ve hidrojen çıkar. Bu gazlar bağırsakta toplanır ve gaz sorununa neden olur.

Düzensiz Beslenme

Eğer kötü ve düzensiz beslenmeyi alışkanlık haline getirdiyseniz, bu durum hiç şüphesiz bazı sorunlara yol açacaktır. Öğün atlamak, bütün gün aç kalıp tek öğünde çok yemek, hızlı yemek yemek, bol baharatlı ve asitli yiyecek, içecekler tüketmek gaz oluşumunu arttıran nedenlerdir.

Kronik Hastalıklar

Kimi zaman da gaz şikayeti, iltihaplı bağırsak hastalığı ya da ülseratif kolit gibi sindirim sistemi ile ilgili hastalıklar nedeniyle kaynaklanıyor olabilir. Ancak böyle bir durumda yani kronik bir rahatsızlıktan dolayı kaynaklanan gaz sorununda, tek belirti gaz olmayacaktır. Gazla birlikte meydana gelen diğer şikayetlerin de değerlendirilmesi gerekir.

Yapay Tatlandırıcılar

Pek çok kişi yapay tatlandırıcılarda bulunan sorbitol ve manitol maddelerini sindirmekte güçlük çeker. Bu nedenle diyet ürünleri, şekersiz yiyecekler, şekersiz sakız gibi yiyecek, içecek ürünleri bu kişilerde gaz yapar. Sıkı bir diyet programına rağmen bir türlü geçmeyen şişkinliğiniz bu yapay tatlandırıcılardan kaynaklanıyor olabilir.

Antibiyotikler

Eğer antibiyotik kullanırken gaz şikayeti ortaya çıktıysa bu durum, bazı antibiyotiklerin bağırsak florasını bozmasından kaynaklanıyor olabilir. Bağırsakta yaşayan yararlı mikroorganizmalar bağırsak florasını oluşturur. Bu mikroorganizmaların pek çok görevi vardır ve sindirim için oldukça önemlidirler. Bu denge bozulduğunda başka sorunların yanı sıra, gaz sorunu da görülebilir.

Gaz Sancısı Nasıl Giderilir?

  • Sırt üstü uzanıp dizlerinizi göğsünüze doğru çekerek gaz sancısını gidermeyi deneyebilirsiniz. Bu hareket gaz çıkarmanızı ve böylece biraz rahatlamanızı sağlayabilir. Hemen işe yaramayabilir, hareketi birkaç kez tekrarlayın.
  • Bazı bitkisel çaylar, gaz sancısından kurtulmanıza yardımcı olabilir. Nane, papatya, zencefil ve rezene çayları sindirim yolunu rahatlatır ve gaz şikayetini azaltır.
  • Sıvı almak gaz sancısını gidermenizi sağlayabilir. Alkol ve gazlı içeceklerden uzak durup bu konuda suya başvurmak en iyisi olacaktır.
  • Gaz sancısı yüzünden kendinizi strese soktuğunuzda, oflayıp poflarken hava yutacak ve durumu daha da kötüleştireceksiniz demektir. Üstelik stres ve kaygı yüzünden nefesiniz de düzensizleşecek ve ağrınızı kontrol etmeniz iyice zorlaşacaktır. Sakinleşmek ve gazdan kurtulmak için 7/11 nefes tekniğini kullanın. Nefes alırken içinizden 7’ye kadar sayın ve nefes verirken de 11’e kadar sayarak verin. Sakinleşene ve ağrı dinene kadar tekrarlayın.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Alerji Neden Olur?

Alerji, bağışıklık sistemimizin, dışarıdan son derece masum görünen çeşitli maddelere karşı, tepki vermesidir. Hapşırmadan şöyle doya doya parfüm koklayamıyorsanız ya da baharın gelmesini polenler nedeniyle üzüntüyle karşılıyorsanız, alerjiden muzdaripsiniz demektir.

Nelere alerjimiz olduğunu bilebiliriz ancak temelde, bazılarımızın bağışıklık sisteminin neden böyle bir tepki verdiği, tıp dünyası için hala bir soru işaretidir.

Yani ‘Neden benim kedilere alerjim var da, kardeşimin yok?’ diye sorarsanız, bu sorunun kesin bir yanıtı yoktur. Bu nedenle alerjilerin kökten çözümü olmamakla beraber, alerjenlerden (alerjiye neden olan maddeden) uzak durarak veya alerji ilaçları kullanarak, alerjinin rahatsız edici belirtilerini dindirebiliriz.

Hapşırık, öksürük, saman nezlesi, ciltte kızarıklık, tahriş, gözlerin sulanması, dil şişmesi gibi alerji semptomlarını tedavi edebilmek için ilk olarak uzman bir doktora görünüp neye karşı alerjiniz olduğunu öğrenmelisiniz.

Günümüzde alerji testleri çok basit ve hızlı bir şekilde uygulanmaktadır. Alerjen(ler)in tespit edilmesinin ardından doktorunuz, size uygun tedaviyi belirleyecektir.

En Sık Görülen Alerji Nedenleri

Besin Alerjisi

Besin alerjisi küçük yaştaki çocuklarda sık görülür ve bu alerjiler genellikle çocuk büyüdükçe azalır ve kaybolur. Süt, yumurta, soya, yerfıstığı, ağaç yemişleri, balık, kabuklu deniz ürünleri ve buğday bazı çocuklarda alerjiye neden olduğu görülen gıdalar arasındadır.


Çok sık rastlanmasa da yetişkinlerde de yine aynı yiyeceklere ve hatta bazı sebze ve meyvelere karşı besin alerjisi görülebilir. Besin alerjisi olan kişiler bu yiyecekleri yemeseler bile bu gıdalara dokunmak veya koklamak bile alerjik reaksiyonların ortaya çıkması için yeterlidir. Süte alerjisi olan bir kişi, sütle yapılmış bir tatlıya dokunduğu veya bu tatlıyı kokladığı için bünyesi alerjik tepki verebilir.

Besin alerjisinde, kişinin neye karşı alerjisi olduğunu fark etmesi zaman alabilir çünkü çoğu kez farklı besin maddelerini bir arada tüketiriz. Bir yiyecek türüne karşı alerjisi olan kişiler çoğu kez benzerlerine karşı da alerji geliştirmiş olabilirler. Karidese alerjisi olanların yengeç veya ıstakoza da alerjisi olması yaygın bir durumdur

Hava İle Taşınan Alerjenler

Hava ile taşınan alerjenler alerjik reaksiyonlardan astıma kadar pek çok soruna yol açabilirler. Adından da anlaşılacağı gibi bu alerjenler hava tarafından oradan oraya taşınabilen, çok küçük partiküllerdir. Polen, ev tozu akarları, küf, hayvan tüyü, hayvandan dökülen deri (kepek), boya kimyasalları, sigara dumanı, parfüm veya halı malzemesi hava ile taşınan alerjenlere örnek verilebilir. Bu sayılanların içerisinde en çok şikayet edilen alerjen polenlerdir çünkü polenleri engellemek veya kontrol etmek mümkün değildir. Polen mevisiminde dışarı çıkmak ya da evde cam açmak sorun olur.

Ağaçlardan, çimenlerden, çiçeklerden veya otlardan yayılan polenler mevsimden mevsime alerjiyi tetikleyebilir. Küf ve ev tozu akarları ise yıl boyu süren alerjilerin başlıca nedenleri arasında gelir. Özellikle de havalandırmanın çok da iyi yapılamadığı şehir içindeki evlerde bu alerjenlerin önünü kesmek zordur. Küf çeşitleri nemli ve sıcak ortamları sever, toz akarları ise ev ya da iş yerlerindeki tozlu ortamlarda bulunur ve bunların kökünü kurutmak pek mümkün olmaz. Atık ürünler ve akarların ölü vücut parçaları alerjik reaksiyonları tetikler. Ofisiniz pırıl pırıl görünebilir ama döşemelerin altında küflenme varsa, ofiste alerjinizin tutması kaçınılmazdır.

Lateks Alerjisi

Lateks, Brezilya kauçuk ağacının öz suyundan yapılır ve eldiven, balon, oyuncak, cerrahi maskeler, biberon emziği gibi pek çok tüketim malzemesinde kullanılır.

Tıp malzemeleri arasında lateks kullanımı yaygındır ve bu nedenle sık ameliyat olan çocuklarda ve sağlık alanında çalışanlarda lateks alerjisi geliştirme riski daha fazladır. Lateks alerjisi genellikle, lateks malzemenin cilde değdiği yerin kızarıp kaşınmasına yol açar. Lateksle temastan sonra 12 ila 24 saat arasında görülebilir. Latekse alerjisi olan bazı kişiler ise hemen tepki verir ve kızarıklıklarla birlikte hapşırma, burun akması ve göz sulanması da görülür.

Böcek Isırması Alerjileri

Böcekler insanları soktuğunda, bir zehir salgılar ve bazı kişilerde bu zehrin etkisi tıpkı bir sinek ısırığında olduğu gibi sadece kızarıklık, şişlik ve kaşıntıdan ibarettir. Kısa bir süre içerisinde de zehrin etkisi geçer. Ancak nadiren de görülse, bazı kişilerin böcek ısırığına karşı alerjisi vardır ve bu durumda böcek sokması semptomları ağır olur ve kişide hayati tehlikeye yol açabilir.

Anafilaktik Şok Nedir?

Böcek ısırığının ya da sokmasının ardından kişi ciddi ve tehlikeli olabilecek bir alerjik reaksiyon veriyorsa, dilde ve boğazda şişme, nefes almakta zorlanma, baş dönmesi, mide krampları, bulantı, ishal, kaşıntı ve kurdeşen gibi belirtiler görülür. Bu ani ve aşırı tepkiye ‘anafilaktik şok’ denir. Bu belirtilerden biri veya birkaçı görüldüğü anda hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Zehirleri alerjiye neden olan böcekler arasında bal arısı, eşek arısı, sarıca arı, sarı ceket, yaban arısı ve ateş karıncası sayılabilir.

Kozmetik Alerjisi

Cilt tahrişi, diğer adıyla ‘kontakt dermatit‘, kozmetik alerjisi ve daha genel olarak cilt bakım ürünlerine karşı hassasiyet olarak açıklanabilir. Alerjisi olan kişiler bazı bileşenlerle her temas ettiklerinde, alerjik kontakt dermatit meydana gelir. Bir makyaj malzemesi veya cilt bakım ürünü alerjiye yol açtığında, genellikle ürünün tamamı değil de içindeki bir veya birkaç kimyasal madde yüzünden alerjik tepki ortaya çıkmaktadır. Kozmetik ürünlerde yer alan ve en çok alerjiye yol açtığı bilinen maddelerin başında koruyucu maddeler, renklendiriciler ve aroma maddeleri gelmektedir.

Herhangi bir kozmetik ürüne karşı alerjisi olan kişilerde, kullanılan miktar fark etmeksizin vücut tepki verecektir. Söz konusu ürünü daha ‘az kullanmak’ alerjiden kaçış sağlamaz. Ciltte veya gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve şişlik, kozmetik alerjisinin belirtileridir. Bu şikayetleri önlemenin yolu, alerji yaptığı bilinen ürünleri kullanmamaktır. Alerjiye rağmen ürünlerin kullanılmasına devam edilirse, ciltte kalıcı lekeler ve yara izleri oluşabilir.

Tamamen doğal, organik cilt bakım ürünleri kullanarak alerjiyi önlemeye çalışmak da bazen işe yaramayabilir. Bitkilerin içinde de çeşitli kimyasal bileşenler bulunur ve bunlar yapay maddeler olmadıkları halde, vücutta alerjiye neden olabilirler.

Metal Alerjisi

Metal gündelik hayatımızda, çevremizde bolca bulunur. Hatta yemeklerimizde bile vardır. Alerjik reaksiyona neden olduğu bilinen metallerin başında nikel gelir. Pek çok takının üretiminde kullanıldığı gibi bezelye, domates, mercimek, çikolata, fındık, ceviz, ay çekirdeği ve soyada da nikel bulunur. Diş dolgularında kullanılan cıvanın dışında altın, kobalt ve kromat (deri ürünlerde bulunur), alerjik kontakt dermatite yol açtığı bilinen diğer metallerdir.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Ağız Kokusu Neden Olur?

Ağız kokusu çoğu kez farkına varmakta zorlandığımız ve ne yazık ki çevremizdekilerin de bizi uyarmakta zorlandığı, insanı güç duruma sokan bir sorundur. İşi başkalarına bırakmadan, elinizi ağzınıza götürüp avucunuzun içine nefes verip koklayarak, ağzınızın kokup kokmadığını test edebilirsiniz. Ağız kokusu neden olur diye şöyle bir baktığımızda aslında bu soruna çözüm bulmak hiç de zor değildir.

Doğru şekilde diş ve dil fırçalamak, yediklerimize dikkat etmek ve sigaradan uzak durmak gibi (tiryakilere bir kötü haber daha!), ağız kokusu nedenine bağlı olarak değişen çeşitli yollarla, bu kötü koku giderilebilir.

Çoğu kez ağız kokusunu nefesi kokan kişiden önce çevresindeki kişiler fark eder. Bu da zor bir durumdur. Çok yakını olmadığı sürece kimse kimseye kolay kolay ‘ağzın kokuyor’ diyemez, o kişiyi utandırmaktan çekinir. Öte yandan nefesi kokan bir kişiyle konuşmak, yakınında olmak da işkenceye dönüşebilir. Tıp dilinde ağız kokusu problemine ‘halitosis‘ adı verilir. Adı üstünde, nefesin hoş olmayan, kötü bir şekilde kokmasıdır.

Nedenine bağlı olarak ağız kokusu ara ara ortaya çıkan ya da sürekli devam eden bir şikayet şeklinde görülebilir. Çoğu vak’ada ağızda bulunan (özellikle dilin arka tarafında) milyonlarca bakteri ağız kokusunun ana nedenidir. Ağız içindeki sıcak, nemli koşullar bu bakterilerin büyümesi için ideal bir ortam sunar. Ağız kokusu genellikle ağızla ilgili bir sorundan kaynaklanır.

Bazı ağız kokusu türleri, örneğin sabah ortaya çıkan ağız kokusu, normal kabul edilir ve genellikle de bu durum herhangi bir sağlık sorunu ile ilgili değildir. Sabahları ağız kokusu olabilir çünkü gün içerisinde salgılanan ve ağızdaki yiyecek artıklarını, kokuları yok eden tükürük, geceleri uyurken azalır. Ağzın kurumasıyla ölü hücreler dil ve yanakların içine yapışır. Bakteriler gıda olarak bu hücreleri kullanır ve kötü bir koku yayan bileşikler salarlar.


Ağız ve Diş Temizliği

Ağız kokusunun nedenleri arasında en baş sırada ağız temizliğinin ihmal edilmesi gelir. 2002 yılında Amerika’da yapılan bir araştırmada ağız kokusunun % 90 oranında ağız içindeki sorunlardan kaynaklandığı belirlenmiştir. Ağızdaki bakteriler dil üzerine, dişlerin arasına, diş etlerine ve boğaza saklanıp gelişir. Eğer ağız bu bakterilerden arındırılmazsa, bakteriler diş çürümesine yol açabilir. Diş çürümesi de başlı başına, başka bir ağız kokusu nedenidir.

Yemek yediğimizde, gıdalar doğal olarak ağzımızda yaşayan bakteriler tarafından parçalanır. Gıdaların parçalanmasıyla ortaya kötü kokulu gazlar çıkar. Yediklerimizi yuttuktan sonra, dişlerin arasına sıkışan yiyecekler bozulmaya başlar ve bakteriler tarafından bu artıklar da parçalanmaya devam eder. Diş temizliğine önem verilmezse dişlerdeki yiyecek artıkları ağız kokusuna uzanan süreci başlatmış olacaktır.

Gerektiği gibi bir ağız temizliği yapıldığı takdirde, ağızdaki tüm kötü koku kaynakları engellenecektir. Diş fırçalamak ağız kokusunu engellemek için yeterli olmayabilir. Dişlerin yanı sıra diş etleri ve en önemlisi dil de mutlaka fırçalanmalıdır. Dişleri yemek artıklarından arındırmak için diş ipi kullanmak da faydalı olacaktır. Ağız kokusundan, yaklaşık olarak % 90 oranında, dil üzerindeki bakteriler sorumludur. Diş fırçalamanın dışında ağız içi temizliği için gargara kullanmak hem bakterileri yok etmeye hem de nefesi ferahlatmaya yardımcı olur.

Kötü diş protezi hijyeni: Protez kullanımında eğer protez temizliğine dikkat edilmezse ağız kokusu riski yüksektir. Ayrıca protez ağza tam uymuyorsa, gıdaların takılma olasılığı da daha yüksektir.

Beslenme Biçimi

Dişlerinizi ve dilinizi düzenli olarak fırçalamanıza, naneli gargaralar ile son derece titiz bir temizlik yapmanıza rağmen ağız kokusu devam ediyorsa, sorun yediklerinizde olabilir. Sarımsak, soğan, pastırma, balık ve çeşitli baharatlar ağız temizliğini ihmal etmeseniz bile ağız kokusuna yol açabilirler. Bunun nedeni, bazı yiyeceklerin keskin kokulu yağlarının, kan yoluyla akciğerlere ulaşmasıdır. Biz akciğerlerden dışarı hava verdikçe, bu yağların kokusu da kötü ağız kokusu olarak dışarı çıkar. Örneğin sarımsak ve soğanın sindirimden sonra en az 3 gün ağız kokusuna neden olabilir.

Yiyecek ve bakteri ikilisinden söz edersek de, bakteriler proteinleri (örneğin et veya balık) parçaladıkları sırada daha fazla miktarda kötü kokulu gaz salarlar. Diş aralarına sıkışan et parçaları ağız kokusu açısından yüksek bir risk oluşturacaktır.

Açlık ve Diyet

Vücudumuz açlık veya diyet nedeniyle yeterli besinleri alamadığı zaman, bu eksikliği kapatmak için daha önce depoladığı yağ ve proteinleri yakmaya başlar. Bu yakma sürecinde ortaya çıkan çeşitli kimyasallar da, ağız kokusuna neden olur.

Ağız Kuruluğu

Tükürük, vücudun bakterilerle savaşında en önemli silahlarımızdan biridir. Hastalık ya da kullanılan ilaçlar gibi herhangi bir nedenle ağız kuruluğu sorunu yaşıyorsanız, bu durum aynı zamanda ağız kokusunu da yol açabilir. Örneğin uykuda daha az tükürük salgılanır ve bu nedenle sabahları oluşan ağız kokusu şikayeti daha yaygındır. Bol su içmek ve şekersiz sakız çiğnemek, tükürük salgısını arttıran ve böylece ağız kokusunu azaltmaya da yardımcı olabilecek yöntemlerdir.

Alkol ve Sigara

Karaciğerde ve kanda parçalanan alkol ve tütün, akciğerlerden geçer. İzledikleri bu yol, her ikisinin de nefesimize yansıyacağı anlamına gelir. İşte bu yüzden içki içtikten bir gün sonra bile, bir kişinin nefesi hala alkol kokuyor olabilir.

Sigara içmekse, ağızdan akciğerlere kadar tüm solunum sistemini olumsuz bir şekilde etkilediğinden ağız kokusuna yol açması şaşırtıcı değildir. Duman ve katran, hava yollarındaki hücrelere zarar verir ve bu da ağızdan dışarı üflenen havanın kokusunu, kötü yönde etkiler. Sigara içenlerin diş eti hastalığı veya kötü kokuya neden olabilecek diğer diş sorunlarından muzdarip olma riski de daha yüksektir. Sigara içenlerde ağız kokusu şikayeti, içmeyenlere oranla oldukça yüksektir.

Sabah Saatleri

Çoğu kişi sabahları günün geri kalanında ortalarda olmayan bir ağız kokusuyla uyanır. Uyurken ağzımız kuruma eğilimindedir. Özellikle burnu tıkalı olan ve ağzı açık uyuyan kişiler ağız kuruluğu ve sabahları ağız kokusu problemi ile karşı karşıya kalabilirler. Uyandıktan sonra özellikle bir şeyler atıştırdıktan sonra tükürük üretimi artar ve bir de diş temizliğine dikkat edilirse ağız kokusu günün geri kalanında rahatsız edici olmayacaktır.

Akut Enfeksiyon

Özellikle kış aylarında kapıyı çalan grip veya soğuk algınlığı gibi, akut enfeksiyondan muzdarip olduğunuzda, bu durum ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu, ciğer, burun ve nefes borusu dahil olmak üzere solunum yolları enfeksiyonu, kronik bronşit, kronik sinüzit veya geniz akıntısı habercisi olabilir. Vücut viral enfeksiyondan kurtulmaya çalışırken, biyokimyasal reaksiyonlar oluşur ve belki de vücudun kendi dilinde hem bizi hem de çevredekileri bu hastalıkla ilgili uyarabilmesi için, ortaya kokulu gazlar çıkar.

İlaçlar

Ağız kuruluğuna neden olabilecek, sinüzit veya alerji ilaçları benzeri ilaçlar, ağız kuruluğu ile beraber ağız kokusunun ortaya çıkmasına neden olabilir. Bazı ilaçlar ağız kokusuna neden olabilecek çeşitli kimyasal bileşenler içerebilir.

Hastalıklar

Kimi tıbbi durumların ağız kokusuna neden olduğu bilinmektedir. Bunlar:

  • Diş eti enfeksiyonu
  • Çürük diş
  • Ağız yaraları
  • Boğaz enfeksiyonu (farenjit veya bademcik iltihabı)
  • Solunum sisteminde enfeksiyon (boğaz enfeksiyonları, sinüs enfeksiyonları, akciğer enfeksiyonları)
  • Kronik sinüzit ve / veya geniz akıntısı
  • Kronik bronşit
  • Diyabet
  • Reflü
  • Karaciğer veya böbrek hastalığı
  • Sjögren sendromu (ağız kuruluğuna neden olur)
  • Laktoz intoleransı

Ağız kokusunun nedenleri genellikle kendinizin çabuk ve kolay bir şekilde önlem alabileceği sorunlardan kaynaklanır. Bu nedenlerin dışında daha ciddi sorunlar neler olabilir diye baktığımızda, karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları, diyabet ve mide-bağırsak hastalıkları gibi hastalıların da ağız kokusuna neden olabileceğini görürüz. Ancak bu tip sistematik hastalıklarda ağız kokusu daha çok hastalığın ileriki aşamalarında ortaya çıkar. Bu hastalıkları tedavi etmek üzere kullanılan ilaçlar da, ayrıca ağız kokusuna neden olabilir.

Ağız Kokusu Nasıl Teşhis Edilir?

Hasta kendi tıbbi geçmişini ve belirtileri tartışırken bir diş hekimi veya doktor hastanın ağız kokusunu fark edebilir. Bazı durumlarda hastanın nefes kokusundan yola çıkarak doktor kimi sağlık problemlerinden şüphelenebilir. Örneğin meyvemsi bir koku diyabet belirtisi olabilir. Ya da böbrek hastalığı riski yüksek olan bir kişinin nefes kokusu idrar kokusunu andırabilir.

Diş hekiminiz kötü kokuya neden olabilecek sağlık sorunları ya da ilaç gibi nedenleri ortaya çıkarmak için tıbbi geçmişinizi gözden geçirecektir. Diş hekiminiz ayrıca beslenme alışkanlıklarınız, ağız kokusunun kim tarafından ne zaman fark edildiği veya kişisel alışkanlıklarınız (sigara alışkanlığı, tütün çiğneme) hakkında da sorular soracaktır.

Hasta öyküsünün yanı sıra diş, diş eti, ağız dokuları ve tükürük bezleri incelemesi de önemlidir. Ayrıca burun ve ağızdan nefes alma koşulları da değerlendirilecektir. Fizik muayene bittikten sonra eğer diş problemleri dışında bir sorundan şüphelenirse, diş doktorunuz sizi başka bir uzmana yönlendirebilir.

Doktor akciğer enfeksiyonu, diyabet, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı gibi daha ciddi rahatsızlıklardan şüphelenirse idrar testi gibi çeşitli testlerin yapılması gerekir.

Ağız Kokusu Nasıl Giderilir?

Günde iki kez dişlerinizi fırçalayın. Florürlü diş macunu kullanmanız daha iyi olur. Doğru şekilde ve düzenli diş fırçalamak ağız kokusunu önlemek ve gidermek için en önemli adımlardan biridir.

Diş fırçanızı yenileyin. Diş fırçanızın yıprandığını görür görmez diş fırçanızı yenileyin. Genel olarak 3 ayda bir diş fırçasının yenilenmesi ve yumuşak kıllı diş fırçalarının tercih edilmesi önerilir.

Dilinizi fırçalayın. Günümüzde bazı diş fırçası başlıklarının arka yüzü, dil fırçalamaya uygun şekilde üretiliyor. Yine de ağız kokusu ile mücadele ediyorsanız ayrıca bir dil fırçası edinmeniz işinizi kolaylaştırır. Özellikle dilin arka tarafındaki bakterilerin giderilmesi ve kötü kokuların önlenmesi için dişler kadar dilin de fırçalanması gereklidir.

Diş ipi kullanın. Diş fırçalamak dişlerinizin yüzeyinin temizlenmesini sağlar ancak dişlerin arasına, ince aralıklara yerleşen yemek artıklarından kurtulmak için diş ipi kullanmak gerekir. Bu artıklar temizlenmediği takdirde, bayatlayarak kötü kokulara, bakterilere ve zamanla ağız sağlığını bozacak sorunlara zemin hazırlayabilirler.

Antibakteriyel ağız gargarası kullanın. Gün içinde ağız gargarası için en uygun zaman akşam yatmadan önce olacaktır. Çoğu ağız gargarası alkol içerir ancak alkol ağız kuruluğuna yol açabileceğinden, alkolsüz üretilen ağız gargaralarını tercih etmeniz daha isabetli olacaktır.

Şekersiz sakız çiğneyin. Sakız çiğnemek tükürük salgılamanızı sağlar ve böylelikle ağzınızın kurumasını önler. Ağız kuruluğunun ağız kokusuna yolaçtığından söz etmiştik. Ancak sakızı ağız temizliği için yeterli görme hatasına düşmemelisiniz.

Yılda bir kez dişlerinizi kontrol ettirin. Dişçi korkusu ya da dişçiye bütçe ayırmanın zor gelmesi gibi nedenler, ne yazık ki artık iş işten geçene dek dişçiye uğramanızı engelliyor olabilir. Oysa düzenli kontrol ileride çok daha yüksek maliyetlere çözülebilecek sorunları daha en başından kolayca ve fazla canınız yanmadan halletmenizi sağlar. Diş temizliğinizin gözden geçirilmesi ve ağız kokusuna yol açan diş sorunlarını ilerlemeden halletmeniz için de kontroller en doğru adımdır.

Sigarayı bırakın. Sigara içtiğiniz sürece taze ve güzel kokan bir nefesinizin olmasını beklemeniz hayalden öteye geçemeyecektir. Sigara ayrıca diş eti rahatsızlıklarına yol açar ki, bu rahatsızlıklar da ağız kokmasının başlıca nedenleri arasındadır.

Bol bol su için. Vücudunuzun susuz kalmasını önlerseniz, ağzınızdaki bakterileri temizleyecek salgıların bolca üretilmesine de yardımcı olursunuz.

Beslenmenize dikkat edin. Taze meyve ve sebze içeren bir beslenme şekli vücudun toksinlerden arınması ve ağız sağlığı da dahil olmak üzere genel vücut sağlığı için önemlidir. Abur cuburun içerdiği tatlandırıcı ve şekerler ağızda bakteri üretimini ve diş çürümelerini hızlandırır.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]