Akne İçin Neler Yapılabilir?

Akne yaygın bir cilt hastalığıdır. Genetik ve hormonal sebepler aknenin başlıca nedenleri olarak gösterilir. Yüzdeki, omuzlardaki, göğüs ve sırttaki yağ bezleri hormonlar yüzünden fazla yağ üretmeye başladığında bakteriler de iltihaplı bir reaksiyona neden olur. Böylece siyah noktalar ve sivilceler ortaya çıkar.

Akne sorunu olan kişilerde ise sözünü ettiğimiz reaksiyon daha şiddetlidir ve sivilce dışında büyük, kist şeklinde, iz bırakabilen lezyonlar yani akneler ortaya çıkar. Akne tedavisi ciltteki yağı ve bakterileri azaltmayı amaçlar.

Akne tedavisi için benzoil peroksit veya salisilik asit içerikli kremler kullanılabilir. Akne sabunu ile cilt temizliği, antibiyotikler veya lazer terapi diğer tedavi seçenekleridir.

Akne kremleri cildin yağ üretimini azaltmak için kullanılırken antibiyotikler iltihabı azaltmak için kullanılır. Doktor tarafından kadınlara hormonları düzenlemek için doğum kontrol hapı da önerilebilir.

Bir cilt uzmanıyla konuşarak cildinize ve durumunuza uygun bir tedavi planı üzerinde konuşabilir, gerekli ilaçları ve tedavi yöntemlerini öğrenebilirsiniz. Bu arada akne şikayeti olanlar için, aşağıda sıralanan doktor tavsiyeleri, akneler için neler yapabileceğine dair daha ayrıntılı bilgi edinmenize yardımcı olacaktır.


Akne İçin Sizin Yapabilecekleriniz

  • Doktorun tavsiye ettiği akne kremlerinden edinin.
  • Doktor bir tedavi önerdiyse bir iki gün içerisinde sonuç alamayacağınızı bilin. Tedavinizde sabırlı olun. Bazı hastalarda iyileşme aşamasından önce aknelerin kötüleştiği ama sonrasında iyileşmenin başladığı görülebilir. Tedavinin etkilerinin görülmesi ise en az 3-4 haftayı bulabilir.
  • Krem benzeri sürülebilen ilaçları doktorun belirttiğinden daha sık veya fazla kullanmayın. Cildinizin tahriş olmasına ve gözeneklerin tıkanmasına yol açabilir ve durumu daha da kötüleştirebilirsiniz.
  • İlaçlarla aranız iyi değilse doktorunuzdan vitamin terapileri ile ilgili bilgi alabilirsiniz.
  • Yüzünüzde alkol içerikli veya yağ bazlı ürünleri kesinlikle kullanmayın.
  • Yüzünüzü sık sık yıkayarak temiz tutun.
  • Stres uykuyu ve beslenme düzenini bozar. Hormonları ve cildin yağ üretimini akne açısından olumsuz şekilde etkiler. Kısaca stres akneye neden olabilir. Meditasyon, yoga, doğa yürüyüşleri gibi stresle baş etme yöntemlerine başvurabilirsiniz.
  • Su içmeyi ihmal etmeyin. Vücuttaki ve ciltteki toksinleri atmak için su etkili yöntemlerden biridir.
  • Akne tuzu sevdiğinden, düşük sodyum içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin. Tuzu ve tuzlu yiyecekleri azaltın.
  • Karbonhidratlı yiyeceklerden ve süt ve süt ürünlerinden uzak durmak bazı kişilerde akne şikayetini azalmaktadır. Ancak yiyeceklerin akneye neden olabileceğini kesin olarak söylemek için yeterli bilimsel kanıt henüz elde edilememiştir. Çikolata ya da pizza yemek  kesinlikle akneye neden olur diyemeyiz.
  • Omega-3 yağ asitlerinin ciltteki yağ üretimini dengelemeye yardımcı oldukları bilinmektedir. Günlük olarak Omega-3 desteği alabilir ya da beslenmenizde ceviz, ketentohumu yağı ve somon balığı gibi Omega-3 yağ asitlerini içeren gıdalara daha çok yer verebilirsiniz.
  • Yüzünüze mümkün olduğunca az dokunarak bakterilerin yayılmasını önleyebilirsiniz. Cep telefonunuzu da sık sık temizleyin.
  • Yüzünüzle ve sivilcelerle kesinlikle oynamayın. Bu şekilde akne izlerini de önlemiş olursunuz.
  • Akneye yatkın ciltler için özel olarak üretilmiş cilt temizleyici ürünler kullanın.
  • Cildiniz için kullanacağınız ürünler ‘noncomedogenic‘ olmalıdır. Bu sözcük sivilce yapmayan, gözenekleri tıkamayan anlamına gelir. İthal ürünlerin etiketinde bu tabire dikkat edebilirsiniz.
  • Bal maskesi benzeri akne maskelerine fazla güvenmeyin. Bu maskelerin çoğu internette dolaşan fakat aslı olmayan reçetelerdir. Bal maskesi akneleri iyileştirmez.
  • Tuzlu su veya deniz suyu bazı kişilerde cildi yatıştırıcı, tazeleyici ve sivilceleri önleyen bir etki yaratır. Ancak buna çok fazla bel bağlayamazsınız çünkü her tavsiye her hastadaişe yaramayabilir. Bazı doktorlar tuzlu suyun etkisini kabul ederken diğerleri herhangi bir etkisi olmayacağını belirtmiştir.
  • Kadınlar fazla makyajdan kaçınmalıdır zira makyaj malzemeleri gözenekleri tıkayarak durumu kötüleştirebilir.
  • Akne ilacı kullanıyorsanız ve yüzünüzün soyulup kızarmasından şikayetçiyseniz, cildinize uygun iyi bir nemlendirici kullanmalısınız.
  • Uykusuzluk fiziksel stresi, fiziksel stres ise cilt sorunlarını tetikler. Uykunuzu almaya ve gerektiği şekilde vücudunuzu dinlendirmeye özen göstermelisiniz.
  • Her ne kadar güneş cildi kurutup akneleri hafifletiyor gibi görünse de, eğer cildinizi güneşten korumuyorsanız ateşle oynuyorsunuz demektir. Güneşin fazlası ciltteki iltihabı azdıracak ve durumu kötüleştirecektir. Güneşe çıkmadan önce mutlaka güneş koruyucu krem sürmelisiniz. Ancak kullandığınız güneş kreminin ciltteki gözenekleri tıkayan kimyasallar içermemesi gerekir.
  • Spor ya da egzersiz gibi aktiviteler nedeniyle fazlaca terlemek gözenekleri tıkayarak akne oluşumuna yol açabilir. Spor esnasında ter tutmayan, cildin nefes almasına izin veren giysiler giyilmelidir. Yoğun terlemeden sonra hemen duş alınması da diğer bir önlemdir.
  • Saçınızı cildinizden uzak tutun. Yüze dökülen saç modelleri akne sorunu olan ciltler için risklidir. Saçtaki yağ akne oluşumunu hızlandırabilir.

Eğer daha ayrıntılı bilgi isterseniz aknenin nedenlerini anlattığımız yazımıza bir göz atabilirsiniz.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Cilt Kuruluğu Neden Olur?

Hemen her yaşta ve herkeste cilt kuruluğu problemi görülebilir. Çoğu kez nemlendirici kullanmak kuruluk sorununu çözer ancak bazı durumlarda cilt kuruluğunu önlemek için bir cilt uzmanından yardım almak gerekir. Tıpta cilt kuruluğu ‘kserozis‘ olarak adlandırılır.

Cilt kuruluğu aşırı diyebileceğimiz bir boyuta vardığında  ise bu kuruluk, egzama (dermatit) denilen diğer bir cilt problemine işaret ediyor olabilir. Kuru cilt ayrıca diyabet, tiroid sorunları veya kötü beslenme gibi başka problemlerle de ilişkili olabilir.

Egzama, ciltte iltihap oluştuğu anlamına gelir ve kaşıntı ile birlikte ciltte y ama şeklinde pullanma gibi belirtilere yol açar. Tedavi edilmediği sürece egzama giderek kötüleşecektir.

Cilt kuruluğu probleminiz varsa cildiniz sertleşir, ayrıca ciltte pul pul olma, soyulma, ağrı, kaşınma, çatlama veya gri, kül rengi bir görünüm alma gibi belirtiler görülebilir. Kuru cilt çatladığında mikroplar da kolayca deriden içeri sızar. Bir kez cilde girdikten sonra bu mikroplar enfeksiyona yol açabilir. Cildinizde ağrı yapan kızarıklıklar oluşmuşsa bu bir enfeksiyon habercisi olabilir.

Cilt Kuruluğu Nedenleri

Cilt kuruluğu cilt çok fazla su veya yağ kaybettiğinde hemen herkeste görülebilir. Bazı kişilerinse cildi diğerlerine göre daha kurudur veya kurumaya meyillidir. Cilt kuruluğunun en çok rastlanan nedenlerini aşağıda sıralamaya çalışalım:

Yaş: Yaşlandıkça cildimiz de incelmeye ve kurumaya başlar.  Yaşla birlikte metabolizma değişir, ciltte yağ bezleri daha az çalışır. Bu gibi nedenlerle cilt esnekliğini ve nemini yitirmeye başlar. 40’lı yaşlardan itibaren günlük olarak iyi bir nemlendirici kullanmaya başlamak gerekir.


İklim: Çöl benzeri kuru bir iklimde yaşayanlar cilt kuruluğu sorunu ile daha çok karşılaşırlar. Sadece sıcak ve kuru iklim değil aynı zamanda soğuk ve kuru havalar da cildi kurutur. Soğuk havada cilt kuruluğu şikayeti kötüleşir. Hem kuru hava hem de iç mekanlardaki havadaki nemi daha da azaltan ısıtıcılar buna neden olur. Yaz aylarında ise klimaların benzer bir etkisi vardır. Kısaca, havadaki veya bulunduğunuz ortamdaki nem azaldıkça cilt kuruluğu şikayeti de artar.

Güneş: Güneş cildi kurutur ve güneş ışınları cildin daha alt katmanlarına ulaşarak kırışıklık ve sarkma gibi başka zararlara da neden olabilir.

Cilt hastalıkları: Çocuklukta egzama benzeri bir cilt hastalığı ile tanışmış olan kişiler yetişkinlik döneminde cilt kuruluğu problemi yaşayabilirler. Sedef hastalığı da yine cildin çok kurumasına yol açar.

Hormonal değişimler: Kadınlarda menopoz döneminde ya da tiroid hastalıklarında hormon seviyelerindeki dengesizlikler, cildin nem oranını etkileyerek cilt kuruluğuna sebep olabilir.

Kullanılan ilaçlar: İdrar söktürücü ilaçlar veya harici olarak kullanılan çeşitli kremler cilt kuruluğuna yol açabilir. Tedavi tamamlandıktan sonra ilacın kullanımı bırakıldığında, cilt de düzelecektir.

Meslek: Hemşirelerde, kuaförlerde ve diğer gün içinde cildi suyla çok fazla temas eden kişilerde cilt kuruluğu görülebilir. Ciltte sertleşme, çatlama meydana gelir.

Yüzmek: Bazı havuzlarda klor miktarı çok fazladır ve bu da yüzen kişilerin cildini kurutabilir.

Cilt Kuruluğu Nasıl Teşhis Edilir?

Cildinizdeki kuruluğun bir cilt haastalığı habercisi olup olmadığını anlamak için bir cilt uzmanının muayenesi gerekir. Şikayetin ne zaman başladığı gibi bazı sorularla doktorunuz durumu netleştirecektir. Altta yatan başka bir sağlık sorunu nedeniyle cildinizin kuruduğundan şüphelenirse, doktor bazı testler yaptırmanızı isteyebilir.

Cilt Kuruluğu Nasıl Tedavi Edilir?

Nemlendirici: Gün boyunca sık sık nemlendirici sürmek cildi rahatlatacaktır. Bu şekilde cilt yumuşar, çatlaklar azalır. Çeşitli mağazalarda veya eczanelerde pek çok farklı vücut nemlendiricisi bulunmaktadır. Bu ürünlerin ierdiği maddeler farklılıklar gösterebilir. Sizin için en uygun nemlendiriciyi cilt doktorunuz söyleyecektir.

İlaçlar: Cilt kuruluğu aşırı bir seviyedeyse doktorunuz çeşitli kremler önerebilir. Bu kremlerin içerdiği kimyasallar kuruluk nedeniyle oluşan kaşıntı, kızarıklık veya şişlik gibi şikayetleri gidermeye yardımcıdır.

Alışkanlıkları değiştirmek: Bütün gün suyla temas ettiğiniz için elleriniz kuruyorsa eldiven takmak, sık sık nemlendirici kullanmak veya mümkünse bir süre bu uğraştan vazgeçmek gibi çeeşitli değişiklikler de kuruluğu giderebilir.

Cilt Kuruluğu Nasıl Önlenir?

Sıcak su kullanmayın: Banyo yaparken ılık suyu tercih edin. Sıcak su, cilde nemini veren cildin doğal yağlarını daha çabuk azaltır.

Kozmetik ürünlerine dikkat: Sabunlar ve alkol içeren hijyen ürünleri cildi kurutabilir. Daha çok parfümsüz, alkolsüz ve nemlendiricili ürünlere yönelmelisiniz. Hijyen bakımından oldukça rağbet gören antibakteriyel sabunlar da cildi kurutan ürünlerdir.

Duşta uzun kalmayın: Eğer her gün duş alıyorsanız, duşta kaldığınız süreyi 10 dakika ile sınırlamaya çalışın. Daha fazlası cildin susuz kalmasına yol açabilir. Cilt kuruluğu sorunu olanlar günde bir kereden fazla duş almasa daha iyi olur.

Nem cihazı kullanın: Evinizdeki havayı nemli tutmanız cildinizin kurumasını da önleyecektir.

Soğuk havaya dikkat: Soğuk ve kuru havalar cilt kuruluğu şikayetinin başlıca nedenleri arasındadır. Soğuk havada ellerinizi ve yüzünüzü örtmeye özen gösterin. Bu şekilde dudak ve el çatlamalarının önüne geçebilirsiniz.

Yüzünüze özen gösterin: Eğer cildiniz çok kuruysa, sabun veya benzeri bir ürünle yüzünüzü günde sadece bir defa, geceleri temizleyin. Sabahları yüzünüzü sade, soğuk suyla yıkayın.

Susuz kalmayın: Alkol alımı ya da fazla terleme gibi nedenlerden dolayı vücut su kaybettiğinde, mutlaka bol bol su içilerek vücudun susuz kalması engellenmelidir. Bunun dışında gündelik hayatta da yeteri kadar su içmeye özen gösterilmelidir.

Giysilerinize dikkat edin: Cildin nefes almasını sağlayacak pamuklu, ipekli kumaşlar cildin tahriş olmasını, kurumasını önler. Giysiden söz açılmışken kullandığınız deterjanın da boya veya parfüm içermemesi önerilir. Bu tür ürünler yine cildi tahriş edebilir.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Dudak Çatlaması Neden Olur?

Kış aylarında dudak çatlaması şikayetine sık rastlanır ancak dudak çatlamasının tek nedeni soğuk hava değildir. Soğuk havayla hiçbir ilgisi olmayan pek çok farklı sebepten dolayı dudaklar çatlayabilir. Özellikle günlük hayatta sık kullandığınız kozmetik ürünler veya çok sevdiğiniz bir şekerleme dudak çatlamasının baş sorumlusu olabilir.

Kimi zaman kuru hava gibi basit bir nedenle çatlayan dudaklar kimi zaman da başka bir sağlık sorununun habercisi olabilir.

Kronik biçimde, sık sık çatlayan dudaklar ne kadar dudak kremi sürerseniz sürün herhangi bir iyileşme göstermeyebilir. Bu durumda en iyisi öncelikle bir cilt uzmanına başvurmak olacaktır. Bu arada aşağıda sıralanan, olası dudak çatlaması nedenlerinden bazılarına bir göz atabilirsiniz.

Dudak çatlamasına karşı dudak kremi seçerken boyalı, aromalı ürünlerden ziyade anti-alerjik ve güneşten koruyucu özellikte ürünler seçmeyi deneyebilirsiniz. Aloe veralı veya bitkisel özlü dudak kremleri kullanılabilir. Çok fazla kimyasal içeren, kalitesiz ürünler dudaklarınıza iyi geleceği yerde alerjiye veya tahrişe neden olarak çatlamayı kötüleştirebilir.

Mevsim Koşulları

Dudak çatlaması en çok kuru soğuk havalarda veya yazın güneşe maruz kalınması sonucu görülür. Bolca su içmek, dudak kremi kullanmak, güneşten veya kuru ortamlardan kaçınmak gibi önlemler alınabilir.

Kimyasallar

  • Dudak çatlamasının nedenlerinden biri de rujların içinde bulunan propil gallat adlı kimyasalın yol açtığı temas alerjisidir.
  • Guaiazulene adlı maddeyi içeren diş macunları dudak çatlamasına neden olabilir. Ayrıca diş macununuz sodyum lauril sülfat (SLS) içeriyorsa dudaklarınız bu maddeye karşı tepki veriyor ve çatlıyor olabilir.

  • Şeker, sakız benzeri gıda maddelerinde ya da ağız gargarası benzeri diş bakım ürünlerinde tatlandırıcı olarak kullanılan sinnamik asit ve kırmızı boya dudak çatlamasına yol açtığı bilinen kimyasallardır.
  • Dudak bakım kremlerinde yer alan fenil salisilat (salol) adlı maddenin bazı kişilerde dudak çatlamasına yol açtığı görülmüştür.

Alerjiler

  • Metal nesnelere karşı alerjiniz varsa, örneğin nikel takılar cildinizi tahriş ediyorsa bu durum dudaklarınızı da etkiliyor olabilir. Teneke kutu içecekler, konserve kutuda yiyecekler ya da metal kırtasiye eşyalarını ağza götürmek dudakların tahriş olmasına veya çatlamasına neden olabilir.
  • Asitli meyvelerin suyu tıpkı güneşe karşı hassas ciltlerde görüldüğü şekilde dudakların çatlamasına neden olabilir.
  • İncir yemek hafif de olsa alerjiye ve dudak çatlamasına neden olabilir.
  • B12 vitamin desteği alanlar kobalta karşı alerji geliştirmiş olabilir. Rüzgar ve güneşte şiddetlenen, açıklanamayan dudak çatlamaları bu sebeple meydana gelebilir.
  • Sinüslerin alerjiler nedeniyle tıkanması burundan nefes almayı zorlaştırır. Ağızdan nefes almaya başlamanız dudakları kurutur ve çatlatır.

İlaçlar

  • En çok cilt sorunları için kullanılan bir ilaç tipi olan retinoidler dudak çatlamasına yol açabilir.
  • Tansiyon ilacı propranololun yan etkilerinden biri dudak çatlamasıdır.
  • Hem vertigo (baş dönmesi) hem de dudak çatlama sorunu aynı anda görülüyorsa proklorperazin tipi bir ilaç kullanmanız buna neden oluyor olabilir.
  • Daha çok psikiyatri alanında kullanılan lityum içerikli ilaçlar, dudak çatlamasına neden olabilir.

Çeşitli Rahatsızlıklar

  • Horlama sorunu olan kişilerde büyümüş bademcikler, geniz eti veya uyku apnesi dudak çatlamasının ana nedeni olabilir. Gece boyunca ağızdan nefes alıp verilmesi sonucu dudaklar kurur ve nemsiz kalarak çatlar.
  • Dudak çatlaması diş eti veya diş apsesi ile ilgili sorunlarından kaynaklanıyor olabilir. Bazı durumlarda belki anestezi de gerektirecek şekilde bir dişçi tarafından yapılacak ağız temizliği soruna çare olabilir.
  • Sedef ya da liken planus rahatsızlıkları ender de olsa dudakları da etkileyebilen cilt hastalıklarıdır. Eğer çatlama ciddi boyutlara varmış ve göze çarpacak derecede kalın kabuklanmalar olmuşsa, bu cilt hastalıklarından şüphelenilebilir.
  • Lupus ya da diğer bir bağışıklık sistemi rahatsızlığı geçmişi olan kişilerde güneşe karşı artan hassasiyet nedeniyle dudaklar daha kolay çatlayabilir.
  • Hem gözlerinizde hem de dudaklarınızda aynı anda kuruluk şikayeti varsa bu durum Sjögren Sendromu denilen bir bağışıklık sistemi rahatsızlığının ana belirtileri olabilir.
  • Tiroid sorunları vücutta pek çok soruna yol açtığı gibi, dudakları da etkileyebilir. Hipotiroidi, tiroid bezinin az çalışması sonucu oluşan tiroid yetmezliğidir ve pek çok belirtisinden biri de dudak çatlamasıdır.

Diğer Nedenler

  • Vücudun susuz kalması dudak kuruluğu şeklinde size yansıyabilir. Gün boyu yeterince su içtiğinize emin olun.
  • Dudak kuruluğu nedeniyle sık sık dudak yalamak bir kısır döngüye dönüşebilir. Stres yüzünden sık sık dudaklarını yalayanlar veya dudak çiğneme alışkanlıkları olanlarda hem fazla tükürük dudakları kuruttuğu için hem de tükürükteki sindirim enzimleri tahriş ettiği için dudak çatlaması görülebilir.
  • Çok fazla A vitamini desteği alıyorsanız, beslenmenizde A vitaminine aşırı derecede yer veriyorsanız ya da kullandığınız ilaçlar nedeniyle A vitaminini fazlaca alıyorsanız dudaklarınız soyulup çatlayabilir.

Dudak Çatlaması Nasıl Önlenir?

  • Fazla güneşe maruz kalmaktan kaçının. Güneşli havalarda dudaklarınıza güneşten koruyucu krem sürün.
  • Bir dudak kremi / nemlendiricisi sürmeden soğuk ve kuru havalarda dışarı çıkmayın.
  • Evinizdeki havayı nemli tutmaya çalışın.
  • Gün boyu yeterince su içmeye özen gösterin.
  • Alerji yapabilecek çeşitli kimyasallardan, kozmetik ürünlerden, boyalı gıda maddelerinden uzak durun.
  • Eğer burnunuz tıkalıysa ve özellikle uykunuzda gece boyu ağızdan nefes alıyorsanız, yatmadan bir dudak nemlendiricisi sürün.
  • Çatlak dudaklarınızı tedavi sürecinde tuzlu, acı gibi baharatlı yiyeceklerden kaçının. Bu baharatlar iyileşmeyi geciktirebilir.
  • Dudaklarınızı sık sık yalama alışkanlığınız varsa bırakmaya çalışın. Bu, durumu sadece daha da kötüleştirir.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Uçuk Neden Olur?

Genellikle dudaklarda ve ağız çevresinde önce bir kaşıntı ardından bir kabarcıkla kendini gösteren uçuklar, içi sıvı dolu kabarcık şeklinde çıkar ve sonra da patlayarak yaraya dönüşürler.

Ağrı ve acı veren, görünüm olarak da kişileri rahatsız eden uçuklar yemek yemeyi, konuşmayı, gülmeyi zorlaştırır. İyileşmeleri de en az birkaç haftayı bulur. Pek çok kişi için uçuk sorunu tekrarlayan bir şikayettir.

Uçuk, virüslerin neden olduğu yaygın bir enfeksiyondur. Uçuğa neden olan bu virüsler tıpta ‘Herpes Simpleks Virüsleri‘ olarak adlandırılırlar. Şimdiye dek herhangi bir zamanda ortaya çıkan uçukları siz soğuk algınlığına ya da strese bağlamış olabilirsiniz.

Tamamen yanılmış da sayılmazsınız çünkü bu saydıklarımız virüsü harekete geçiren nedenlerdir. Ancak genellikle ağız ve yüz bölgesinde çıkan uçuğun ana nedeni, büyük olasılıkla çocukken uçuk virüsü kapmış olmanızdır. Ne yazık ki bu virüsten tamamen kurtulmanın bir yolu yoktur ama uçuk çıkmasını önleme ya da azaltma yönünde tedaviler uygulanmaktadır.

Bir kere uçuk çıktıktan sonra bunun zaman içerisinde tekrarlama olasılığı oldukça yüksektir. Bazı kişilerde yılda iki – üç kez uçuk çıkar ancak virüsü kapmış olan bazı kişilerde ise uçuk hayatları boyunca sadece bir kez çıkar. Ek olarak virüsü taşıdığı halde vücutlarında hiç uçuk çıkmayan, virüsün hep ‘uykuda’ kaldığı kişiler de vardır. Uçuk virüsü sinir hücrelerinde uykuya geçtikten sonra bir daha yaşam boyu hiç aktifleşmeyebilir.

Uçuk virüslerinin HSV-1, HSV-2, HSV-3 gibi ayrı ayrı sınıflandırılan 8 türü vardır. Genital uçuklardan daha çok HSV-2 virüsünün, yüz bölgesindekilerden ise HSV-1 virüsünün sorumlu olduğu görülmekle birlikte her iki virüs de hem yüz hem genital bölgede uçuklara neden olabilir.


Uçuk Nasıl Bulaşır?

Uçuk virüsleri en çok tükürük ve yakın temas yoluyla bulaşır. Virüsü taşıyan kişinin tükürüğünden, ortak kullanılan eşyalardan veya cinsel ilişki yoluyla kişiden kişiye geçebilir. Virüsün bulaşması için ortada bir uçuk olmasına gerek yoktur ve bu da önlem almayı zorlaştırır. Çoğu kişi virüsü küçükken yetişkinlerden kapar. Küçük çocukları öpmek veya örneğin yanaklarını sıkarak sevmek masum ama uçuk virüsünün bulaşması açısından riskli sevgi gösterileridir.

Öpüşmek veya bardak, çatal-kaşık, havlu, makyaj malzemesi, tıraş bıçağı benzeri eşyaların ortak kullanımı virüsün bulaşmasına yol açabilir. Virüs bulaşması için uçuğun çıkmış olması gerekmez dedik ama bir uçuğa dokunmak da virüsü bulaştırır. Üstelik ağzınızdaki uçuğa dokunduysanız ve ellerinizi iyice yıkamadıysanız, uçuğun vücudun başka bir bölgesine sıçramasına neden olabilirsiniz.

Uçuk virüsü kolay bulaşan bir virüs olduğundan uçuk sorunu da oldukça yaygın bir sorundur.

Uçuk Neden Çıkar?

Uçuğun ana nedeninin virüsler olduğunu ve bu virüslerin nasıl bulaştığından yukarıda söz ettik. Biraz daha açıklamak gerekirse, stres uçuğa neden olabilir ama ancak vücudunuzda uçuk virüsü varsa bunu yapabilir.Vücuda giren virüs her zaman aktif değildir. Bir anlamda pusuya yatar ve vücudun, bağışıklık sisteminin zayıf düşmesini bekler. Şimdi gelelim zaman zaman uykuda olan bu virüsü uyandıran tetikleyicilerin neler olduğuna:

  • Adet dönemi
  • Ağır diyabet
  • Ameliyat olmak
  • Aşırı alkol tüketimi
  • Aşırı A vitamini alınması
  • Enfeksiyonlar
  • Güneşte kalmak
  • Hamilelik
  • Hormonal Değişimler
  • Kansızlık
  • Sık sık farklı kişilerle cinsel ilişki
  • Stres
  • Uykusuzluk
  • Virüsün etkilediği (uçuk çıkan) bölgenin yaralanması
  • Vücut direncini düşüren, ateşli hastalıklar
  • Yetersiz Beslenme
  • Yorgunluk
  • Yüksek ateş
  • Ayrıca AIDS, egzama, ciddi yanıklar, kemoterapi ve organ nakli tedavisindeki ilaçlar uçuk tetikleyicisi olabilir.

Genital Uçuk (Genital Herpes) Neden Olur?

Genital uçukların ana nedeni daha önce belirttiğimiz gibi, vücuda uçuk virüsü bulaşmış olmasıdır. Genital uçuklara daha çok HSV-2 virüsü neden olur ama yapılan son araştırmalar HSV-1 virüsünün de genital uçuğa neden olabildiğini göstermiştir. Yüz bölgesinde olduğu gibi genital uçuklarda ağrılı kabarcıklar ve yaralar şeklinde görülür. Ayrıca akıntı, ateş, halsizlik, baş ağrısı gibi başka belirtiler de uçuklara eşlik edebilir.

Bir kişiye uçuk virüsünün bulaşmasının ardından bir süre hiçbir belirti ortaya çıkmayabilir. Uçuk, yukarıda ‘Uçuk Neden Çıkar?‘ başlığı altında listelenmiş olan tetikleyiciler söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Genital uçuk virüsleri, bu hastalığı olan bir kişiyle öpüşme ve cinsel ilişkiye girme (ağız yoluyla cinsel ilişki de dahil olmak üzere) sonucu bulaşır. Dolayısıyla sık cinsel partner değiştirenlerin veya korunmasız cinsel ilişkiye girenlerin virüsü taşıyan biriyle ilişkiye girme ve bu virüsü kapma olasılığı daha yüksektir. Üstelik virüs taşıyanlar, virüs hiç aktif hale gelmediyse bu virüsü taşıdıklarının farkında da olmayabilir.

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde eğer genital uçuk virüsü varsa mutlaka doktor bu konuda uyarılmalıdır. Nadir de olsa genital herpes erken doğuma, düşüğe ya da bebekte enfeksiyona neden olabilir.

Uçuk Nasıl Önlenir?

  • Uçuğu olduğunu gördüğünüz kişilerle öpüşmekten kaçının.
  • Kişisel eşyaları (havlu, makyaj malzemesi, tıraş bıçağı vb.) ortak kullanmayın.
  • Ellerinizi sık sık yıkayın.
  • Güneş kremi kullanın.
  • Stresten uzak kalmaya çalışın.
  • Ellerinizi yıkamadan gözlerinize ya da genital bölgelere dokunmayın.
  • Genital bölgede uçuk çıkmışken cinsel ilişkiden kaçının.
  • Uçuklara dokunmayın.
  • Görünürde uçuk olmasa bile cinsel ilişkide prezervatif kullanın.

Uçuk Tedavisi

Uçuğun kesin bir tedavisi yoktur. Virüs vücuda girdikten sonra ömür boyu kalır. Ancak zaman içerisinde ilk yıllara göre  daha az sıklıkla uçuk çıkar. Bu arada virüsün ilk kez aktif hale gelmesinden sonra uçukların uzun aralıklarla çıkması, belirtilerin daha hafif olması veya uçuğun çabuk iyileşmesi için çeşitli ilaç tedavileri uygulanabilir. Doktor muayenesi ile size en uygun tedaviyi belirleyebilirsiniz.

Uçuk çıktıktan sonra evde yapılabilecekler ise:

  • Belirtileri hisseder hissetmez, uçuk çıkacağı anlaşılan bölgeye bir uçuk kremi sürülebilir. Ne kadar erken davranılırsa o kadar iyi sonuç alınır.
  • Uçuğa sıcak veya soğuk kompres yapılabilir. Buz kompresi ya da ılık kompres deneyebilirsiniz.
  • Genital uçukta pamuklu iç çamaşırı giymeli ve dar giysilerden kaçınmalısınız.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Sedef Hastalığı (Psoriasis) Neden Olur?

Normalde 3-4 haftada bir kendini yenileyen cildimiz, sedef hastalarında birkaç gün gibi kısa bir sürede, nedeni kesin olarak bilinmeyen bir şekilde kendini yenilemeye çalışır. Ancak bu hızlı yenilenme sonucu oluşan deri, sağlıklı bir deri olmaz. Bunun yerine cilt yüzeyinde bir yama gibi sınırları belli olan kuru ve kaşıntılı kızarıklıklarla birlikte kalın, sedef rengi, iri pullanmalar (kepeklenmeler) görülür.

‘Sedef hastalığı neden olur?’ sorusuna henüz istenilen kesinlikte bir yanıt verilememiştir.

Hastalık kaşıntı veya ağrı yapabilir. Yaygın inanışın aksine sedef hastalığı bir alerji türü değil, bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Şikayetler zaman zaman dinse de belirtiler belli zaman aralıklarıyla, atak şeklinde tekrar tekrar ortaya çıkar.

Sedef hastalığı kronik yani tekrarlayarak ömür boyu süren bir cilt hastalığıdır. Dünya nüfusunun % 1 ila % 3’ünü etkileyecek kadar yaygındır ancak kesinlikle bulaşıcı değildir.

Sedef hastalığının tıp dilindeki adı ‘psoriasis‘tir ve farklı türleri vardır. En sık rastlanılan tür plak tipi sedeftir ve yukarıda sözünü ettiğimiz yama şeklinde pullanmalara neden olur. Sedef hastalarının % 80’inde plak tipi sedef görülür. Tüm vücuda yayılan ve daha şiddetli seyreden bir sedef türü olan eritrodermik sedef daha nadir görülür.

Genel olarak sedef hastalığı en çok kafa derisini, saçlı deriyi, dirsekleri, bel bölgesini, dizleri, elleri ve ayakları etkiler ancak vücudun diğer bölgelerinde de ortaya çıkabilir. Hastalığın tuttuğu yerler, görünümü, şiddeti ya da süresi hastadan hastaya değişir.


Egzama ile sık sık karıştırılır ancak derinin yumuşak iç kısmında oluşan egzamanın tersine sedef hastalığı genellikle eklemlerin dış tarafını etkiler. Sedef hastalığının ortaya çıkışı çocuklukta, bazı hastalarda 20’li yaşlarda bazı kişilerde ise 50 yaşından sonra bile olabilir. Kadın ve erkekte görülme oranı dikkat çekici bir farklılık göstermez.

  • Halk arasında, deride renk kaybına ve beyaz lekelere neden olan ‘ala hastalığı’ (vitiligo) için de ‘sedef’ sözcüğü kullanılır ama bu yanlıştır. Psoriasis ve vitiligo, iki farklı hastalıktır.

Sedef Hastalığının Nedenleri

Sedef hastalığı hatalı bir bağışıklık sistemi tepkisidir. Vücudu virüslerden, mikroplardan, hastalıklardan korumakla görevli bağışıklık sistemi, sedef hastalarında ortada bir tehdit olmadığı halde deri hücrelerinin yenilenme sürecini hızlandırır. Hızla çoğalan ve ciltte biriken bu hücreler pullanmaya neden olur. Bu hatalı tepki, sedef hastalarının bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmez.

Günümüzde hala daha sedef hastalarında bağışıklık sistemini harekete geçiren ana sebepler tam olarak bilinmemektedir. Ancak sedef hastalığını nelerin tetiklediğine ya da kimlerin risk altında olduğuna dair bazı bulgular elde edilmiştir.

  • Kanda akyuvarların anormalliği: Sedef hastalığında bağışıklık sisteminin yanlış tepkisinin T hücreleri olarak da bilinen bir akyuvarlar yani beyaz kan hücreleri grubuyla ilişkisi vardır. Sedef hastalarında T hücreleri gerektiği şekilde işlevini yapmaz ve bu durum ekstra deri hücrelerinin çoğalıp birikmesine neden olur.
  • Genetik yatkınlık: Ailede sedef hastalığı olan kişilerin bu hastalığa karşı bir yatkınlığı olabilir. Sedef hastalarının yaklaşık % 30’unda ailede sedef hastası olduğu görülmüştür. Aynı zamanda sedef hastalığı ile ilgili bağlantısı olan bazı genler de tespit edilmiştir. Öte yandan sedefin sadece genetik yatkınlık üzerine değil de, genellikle birkaç farklı faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıktığı düşünülür. Ailedeki sedef geçmişinin tek başına kişilerde bu hastalığın ortaya çıkması için yeterli olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır.
  • Aşırı alkol ve/veya sigara kullanımı: Pek çok sağlık sorununda olduğu gibi, alkol ve sigara sedef hastalığını kötüye götürür. Sigarada bulunan onlarca zehirli madde ve özellikle de nikotin hem bağışıklık sistemi hücrelerini hem de deri hücrelerini olumsuz yönde etkiler ve sedef hastalığının ortaya çıkmasına ya da tetiklenmesine neden olur. Sigara içmek kadar sigara dumanına maruz kalmak da risk taşır. Aşırı alkol tüketen ve / veya sigara içen kişilerde bu hastalığın ortaya çıkma ya da tedavinin ardından yeniden alevlenmesi riski her zaman daha yüksektir.
  • Stres veya depresyon: Stres veya depresyonun, bağışıklık sistemini zayıflatarak sedef hastalığını tetiklemekte önemli bir rol oynadığı düşünülür. Sedef hastalarında atakların stresli dönemlerde ortaya çıkması oldukça yaygındır. Büyük travmalar ve yoğun stres sedef hastalığını başlatabilir veya tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Sedef hastalığı nedeniyle stresin artması veya hastalığın depresyona yol açması durumu bir kısır döngü haline dönüştürebilir.
  • Bakteri ve virüs enfeksiyonları: Boğaz enfeksiyonu, farenjit gibi tekrar eden enfeksiyonlardan şikayet edenlerde sedef hastalığının görülme ihtimali daha yüksektir.
  • İklim: Soğuk havalarda sedef hastalığı tetiklenebilir. Soğuk hava veya soğuk havada evlerde kullanılan ısıtma sistemleri cildi kurutur, kaşınmayı arttırır. Nemli hava sedef hastalarının daha rahat etmesini sağlar. Abartmamak şartıyla güneş ışığı hastalığın belirtilerini dindirse de, güneşe çok fazla maruz kalmak ters etki eder ve sedefi tetikler.
  • Cildin tahriş olması: Kötü bir güneş yanığı, çizikler ya da yaralanma sedef hastalığını tetikleyebilen faktörlerdir. Örneğin sedef hastalarının dövme yaptırmaları sakıncalı olabilir çünkü yeni pullanmalar ortaya çıkabilir.
  • Kullanılan ilaçlar: Sıtma, astım, kalp damar hastalıkları, tansiyon ve psikiyatri ilaçlarının sedef hastalığını tetikleyebileceğine dair çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Kimi doktorlar ilaçların sedefe neden olma ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünür ancak bazı ilaç türlerinin sedefle ilişkisi olduğu varsayımı, sedefle ilgili makalelerde her zaman dile getirilir.

Sedef Romatizması

Sedef hastası olan herkeste mutlaka sedef romatizması (psoriatik artrit) ortaya çıkar diye bir kural yoktur. Sedef hastalığı ile sedef romatizması ayrı ayrı hastalıklardır ancak birlikte de görülebilirler. Bir oran vermek gerekirse, sedef hastalarının yaklaşık % 30’unda ayrıca sedef romatizmasına da rastlanır. Özellikle tırnakları etkileyen sedef tipiyle birlikte görülür.

Sedef romatizması eklemleri etkileyen, ağrı, şişlik, tutulma, kızarıklık, eklemlerde şekil bozukluğu gibi belirtileri olan bir romatizma türüdür. Kendi içinde farklı türleri vardır. Daha çok diz, el, ayak, bel ve omurga bölgesindeki eklemleri etkiler.

Sedef Hastalığının Tedavisi

Hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yöntemi henüz bulunamamıştır ancak sedef hastalarına deri hücrelerinin hızlı büyümesini engellemeye ve belirtilerin hafiflemesine yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Hastada hangi yöntemin işe yaradığını görmek için doktorlar birkaç farklı yönteme başvurabilir. Çeşitli nemlendiriciler, şampuanlar, yağlar, iltihap giderici kremler, sentetik D vitamini tedavisi veya sedefli bölgeye uygulanacak diğer ilaçlar ile kuruluğu ve ekstra deri artışını önleme yoluna gidilebilir. Hastalığın şiddetine ve hangi bölgeleri etkilediğine göre kullanılan ilaçlar değişebilir.

Kortizonlu ilaçlar her hastaya önerilmez çünkü bu tip ilaçlar hastalığın belirtilerini bir süreliğine bastırsa da, bir dönem sonra belirtilerin daha şiddetli şekilde geri dönmesine neden olabilir. Ancak burada doktorla sıkı bir işbirliği içerisinde olmak önemlidir. Kortizonlu bir kremin kullanılmasının gerektiği durumlar da olabilir. Her hasta aynı değildir. İlacın doktorun belirttiği miktar ve sürede kullanılması gerekir.

Cilde uygulanan ilaçlar dışında sedef hastalığında iyilik döneminin uzamasını sağlayan iğne, ağızdan aşınan ilaçlar ve çeşitli ışık tedavileri (fototerapi) gibi diğer tedavi yöntemleri de yine hastalığın etkilediği bölgelere ve şiddetine göre uygulanabilir.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Sivilce Neden Olur?

Daha çok ergenlik döneminde ortaya çıkan bazı faktörler nedeniyle cildimizde sivilce oluşabilir. Sivilce nedenlerini üç ana başlık altında toplamak istersek, bu nedenler şöyle sıralanabilir:

  • Cilt yağının fazla üretimi
  • Ölü deri hücrelerinin dökülmesi
  • Bakteri birikimi

Cildinizdeki gözenekler yağ veya ölü deri hücreleri nedeniyle tıkandığında sivilce oluşur. Cilt gözeneklerinde bulunan yağ bezleri sebum adlı, cilde kayganlığını veren ve onu koruyan bir yağ üretirler. Çoğu zaman yağ bezleri normal bir oranda sebum üretiyor olsa da, ergenlikte vücudun gelişimine bağlı olarak, hormonlar daha fazla cilt yağı üretilmesine neden olur. Yağ bezleri normalden daha aktif olmaya başlar.

Ciltte yağ üretiminin fazlalaşması ve ölü deri hücrelerinin de gözenekleri tıkamasıyla birlikte, bakteriler gözeneklerde hapsolur, burada çoğalır ve sonuç olarak kızarıklık ve şişkinlikler, yani sivilceler oluşur. Gözeneğin ne şekilde tıkandığına bağlı olarak siyah uçlu, beyaz uçlu veya kist şeklinde gibi farklı sivilce türleri görülür.

  • Sivilcenin belli başlı nedenlerini sıraladık, şimdi de var olan sivilceleri daha da kötüleştiren nedenleri sıralayalım:

Hormonlar: Akne oluşumunda hormonların payı büyüktür ama özellikle de ergenlik durumunda hormonlarla ilgili yapabileceğiniz fazla bir şey de yoktur. Hormonlardaki artış sebum üretimini de arttırır. Gençlik ve hormonluktan söz etmişken burada hemen gençler arasında merak konusu olan ve en çok sorulan sorulardan birini de cevaplayalım: Yaygın inanışın aksine, mastürbasyon sivilce nedeni değildir. Bu söylenti herhangi bir bilimsel kanıta dayanmaz.


İlaçlar: Bazı ilaçların sivilce oluşumu arttırdığı bilinmektedir. Androjen, lityum, yüksek dozda B12 ve kortikosteroid içerikli ilaçlar bu gruptandır. Eğer bu tip ilaçlardan birini kullanıyor ve sivilce ya da akne sorunu yaşıyorsanız, doktorunuzla alternatif ilaçlar hakkında konuşabilirsiniz. Ancak asla ‘İlaç sivilce yapıyor.’ diyerek kendi kendinize ilaç değiştirmeyin ya da tedavinizi yarıda kesmeyin.

Beslenme: Beslenme ve sivilce arasında bir ilişki olup olmadığına dair çeşitli tartışmalar olduğunu duymuş olabilirsiniz. Bazı doktorlar beslenme ve sivilce arasında bağ kurmazken diğerleri çeşitli yiyecek türlerinin azaltılması gerektiğini savunur. Örneğin çoğu kişi kuru yemiş, cips gibi yağlı, tuzlu yiyecekleri ve çikolatayı sivilce nedeni olarak bilirken, cilt uzmanları bu iddiayı doğrulayan bilimsel bir kanıt olmadığını savunurlar. Bu görüş ayrılığı halen sürmekle birlikte, yakın zamandaki çalışmalar farklı bazı yiyecek türlerinin sebum üretiminin ve sivilcelerin artmasına neden olduğunu iddia etmiştir. Bu yiyecekler şu şekilde listelenebilir:

  • Süt ve süt ürünleri
  • Dondurma
  • Krema
  • Fast food tipi hazır gıdalar
  • İnsülin direnci varsa, fazla karbonhidratlı ve şekerli yiyecekler

Yine de, bu listede yer almasa da eğer belli bir yiyecek türünün size dokunduğunu ve cildinizde sivilce oluşumuna neden olduğunu düşünüyorsanız, bu yiyeceği bir süre keserek cildinizdeki gelişmeleri takip etmeniz doğru olacaktır.

Diğer Yaygın Sivilce veya Akne Nedenleri

  • Yağ içeren nemlendiriciler, aşırı yağlı kozmetik ürünler
  • Güneş kremleri
  • Ağda
  • Makyaj malzemeleri (özellikle pudra vb kapatıcılar)
  • Adet öncesi (2 ila 7 gün öncesi)
  • Doğum kontrol hapları
  • Hamilelik
  • Vitamin eksikliği
  • Telefon, kask, gözlük, şapka, maske benzeri yüze baskı yapan obje, giysi vb.
  • Ailede akne sorunu olması
  • Sivilceleri cildi tahriş ederek , yanlış şekilde sıkmak
  • Güneş ışığı – güneşin sivilceleri kuruttuğu söylenir ama işin aslı başkadır; eğer aşırıya kaçılırsa zararlı güneş ışınları ve yüksek sıcaklık, sivilceleri daha da kötüleştirebilir.
  • Mevsim değişikliği
  • Yüksek nem oranı ve terleme
  • Stres, doğrudan bir sivilce nedeni değildir ama diğer nedenlerle bir araya gediğinde sivilceleri arttırabilir.

Sivilce ve Akne Arasındaki Fark Nedir?

Gözeneklerdeki kıl kökü iltihaplanmalarına sivilce adı verilirken, daha çok gençlerde görülen, ergenlikte hormonların değişimine ve genetik yatkınlığa bağlı olarak, akne bakterilerinin de katkısıyla oluşan şişliklere akne adı verilir.

Sivilce Lekeleri ve İzleri Nasıl Geçer?

Sivilceler için zamanında tedaviye başlanması ve geç kalınmaması, sivilce izlerinin ve lekelerin önlenmesi adına oldukça önemlidir. Sivilce tedavisinin ardında ciltte bir süre leke görülmesi normaldir ve bunlar zamanla solar. Ancak eğer tedavide geç kalınmışsa ve ciltte çoktan kalıcı sivilce izleri oluşmuşsa bir doktora başvurarak ilaç, peeling veya fraksiyonel lazer tedavileri ile ilgili detaylı bilgi alabilir, cildinize uygun bir yöntemle sivilce lekelerinden kurtulmayı düşünebilirsiniz. Pek çok kişinin düştüğü bir hata da sivilce tedavisinde kullanılan ilaçlarla sivilce lekelerini geçirmeye çalışmaktır ki, genellikle bu yöntem olumlu bir sonuç vermez.

Sivilce lekelerine uygulanan lazerli tedavide yüksek bir başarı oranı gözlemlenmektedir ancak tedavi esnasında yüzde sivilce olmaması, sadece izlerin bulunması gerekir.

Dikkat: Sivilcelerden ya da sivilce izlerinden kurtulmak adına kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemelidir. Bu durumda cilde daha çok zarar verilmesi söz konusu olur. Cilt tipine uygun, cildin yağını dengeleyen, kişiye özel bir tedavi gerekir. Sivilce şikayeti olanlar bir cilt uzmanına başvurduktan sonra, tedavinin hemen sonuç vermesini bekleyerek sabırsızlık etmemeli ve sabırlı davranmalıdır. Antibiyotik, jel, krem, peeling benzeri sivilce tedavi yöntemlerinin sonuç vermesi birkaç ay sürebilir. Tedaviyi yarıda kesip sürekli yeni bir yönteme başvurmak durumu daha da kötüleştirebilir.

  • Cildi temiz tutmak ve kişisel temizliğe önem vermek elbette faydalıdır fakat cildinizi temizlik mendili, bez vb ürünlerle ovalamaktan kaçının. En iyisi günde sadece iki kez, çıplak elle yüzü yıkamaktır.

Yetişkinlerde Akne Neden Olur?

Akneye daha çok ergenlik çağındaki gençlerde rastlanır dedik ama akne sorunuyla uğraşan yetişkin sayısı da az değildir. 45 yaşından sonra akne şikayetine ender olarak rastlansa da, gençliğinde hiç akne sorunu olmamış kişiler ilerleyen yıllarda akne problemiyle tanışabilirler. Hormonal değişimler, kullanılan ilaçlar, stresin tetiklemesi, kişisel temizliğe dikkat etmemek ve bakteriyel enfeksiyonlar, yetişkinlerde akne görülmesinin başlıca nedenleri arasındadır.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Siğil Neden Olur?

Siğiller, cildimizin üst tabakasına bir virüsün yerleşmesi sonucu ortaya çıkan, iyi huylu deri kabartılarıdır. Siğile neden olan virüslere HPV (human papillomavirus) denir. Bir şekilde cildinizde kesik ya da yaralanma olduğunda bu virüslerden birini kapma olasılığınız yükselir.

Siğillerin çoğu zararsızdır ama virüs kaynaklı oldukları için son derece bulaşıcıdır. Siğile doğrudan temas etmek ya da siğile değen başka bir şeye temas etmek, virüsün yayılmasına neden olabilir. Ellerde, parmaklarda ve ayaklarda sık görülür.

Siğiller vücudun herhangi bir yerinde oluşabilir ve genellikle cilt renginde, sert ve pürüzlü olurlar. Öte yandan koyu renkte (kahverengi, gri-siyah), düz ve yumuşak siğil türleri de vardır. Örneğin ayak tabanındaki siğiller düz bir görünüme sahiptir ve nasırla karıştırılabilir. Bu tür siğiller yürüdükçe içe doğru itilip ağrı yapabilirler.

Hemen herkeste siğil çıkabilir ama bazı kişilerin siğile neden olan HPV virüsünü kapmaya daha yatkın olduğu düşünülür. Çocuklar, ergenlik çağındakiler, tırnaklarını yiyenler, tırnak etlerini koparanlar ve bağışıklık sistemi (vücudun savunma mekanizması) zayıf olan kişilerde siğil oluşması riski daha yüksektir.

Çocuklarda siğil çıktığında, herhangi bir tedaviye gerek kalmadan siğillerin kendi kendine geçtiğine sık şahit olunur. Ancak çocuktaki siğil giderek çoğalan, acı veren veya çocuğu rahatsız eden bir siğilse, mutlaka bir cilt uzmanı tarafından tedavi edilmelidir.


Siğil Neden Çıkar?

HPV (human papillomavirus) adlı virüs siğillerin ana nedenidir. Siğile neden olan bu virüsü kapmak, cildinizde kesik ya da sıyrık olduğunda daha kolaydır. Çocukların sık sık kendilerini yaraladıkları düşünülürse, bu durum neden çoğu çocukta siğil şikayetine rastlandığını da açıklamış olur. Ayrıca vücudun sık sık traş edilen bölgelerinde de, örneğin erkeklerin yüzünde ve kadınların bacaklarında siğil çıkma olasılığı yüksektir. Vücudunuzun herhangi bir yerinde çıkan siğil, vücudun başka bir yerine sıçrayabilir.

Bir kişinin vücudundaki siğile dokunmakla hemen siğil virüsü kapma ihtimali düşüktür ama hiç yoktur denilemez. Siğil virüsleri daha çok ıslak ve nemli yerleri severler. Bu nedenle örneğin havlu ya da terlik gibi neme uzak olmayan eşyaların ortak kullanımı, siğil virüsünün yayılmasını kolaylaştırır.

Öte yandan bazı kişilerin vücudu siğil virüslerine karşı daha dirençlidir, bağışıklık sistemi vücudu korur ve bu kişiler virüsü kolay kolay kapmazlar. Tabii bu durumun tam tersi de geçerlidir. Virüse karşı bünyesi daha az direnç gösterenler, bu virüsü çok çabuk alırlar.

Siğillere HPV virüsleri neden olur dedik. Şimdi bu virüsün bulaşmasında risk oluşturan durumları, virüsün vücudunuza girmesine neden olabilecek koşulları alt alta sıralayalım:

  • Alerjik bünyeye sahip olmak
  • Bağışıklık sistemini zayıf düşüren hastalıklar veya ilaçlar
  • Cinsel temas (genital bölge siğilleri temas yoluyla kolayca bulaşabilirler)
  • Deride kesik ve yaralar (virüsün yerleşmesini kolaylaştırır)
  • Havuz kenarı, hamam, kaplıca, banyo, duş, tuvalet gibi ortak kullanılan sıcak ve ıslak ortamlar
  • Hijyen koşullarına özen gösterilmeyen kuaförler, güzellik salonları
  • Ortak kullanılan ve siğile temas etmiş olabilecek havlu, bornoz, terlik, ayakkabı vb eşyalar
  • Cildin sık tıraş edilen bölgeleri (kesiklerin oluşması ve virüse kapı açılması ihtimali yükselir)
  • Siğile doğrudan temas etmek
  • Tırnak yeme alışkanlığı
  • Yorgunluk, uykusuzluk, stres, kötü beslenme, diyet, kansızlık benzeri nedenlerle vücudun zayıf düşmesi

Genital Siğiller ve Kanser İlişkisi

Siğiller her ne kadar iyi huylu oluşumlar olarak tanımlansalar da, bazı siğil virüsü türlerinin, çoğunlukla da genital bölgede (rahim ağzı, vajina, penis, anüs) siğil yapan HPV virüslerinin kansere neden olabileceği unutulmamalıdır. Özellikle rahim ağzı kanseri vakalarında HPV virüslerinin önemli bir rolü olduğu görülmektedir. Genital siğillerde virüs cinsel yolla bulaşır ancak cinsel ilişkiden hemen sonra vücutta siğil oluşmayabilir. Siğillerin oluşması bazen 6 ayı bulabilir.

Genital bölgede ortaya çıkan her siğil kanser riski taşımaz ancak mutlaka doktor tarafından muayene edilmelidir.

Daha az rastlanmakla birlikte HPV virüsleri penis kanserine veya oral seks yoluyla bulaşarak ağız ya da boğazda kanserli tümörlerin gelişmesine neden olabilir. Düzenli olarak jinekologa gitmek ve pap smear testi yaptırmak erken teşhis ve tedavi açısından son derece önemlidir.

Siğil Tedavisi

Siğil tedavisi doğrudan HPV virüsüne yönelik değildir. Tedaviler sadece ciltteki siğillerin yok edilmesini amaçlar. Eczanelerde bulabileceğiniz, salisilik asit içeren siğil ilaçları, doktor tarafından uygulanan koter ile yakma (elektrokoterizasyon), dondurma (kriyoterapi) ve lazer tedavisi gibi cerrahi yöntemler, siğillerden kurtulmak için başlıca yöntemler arasındadır. Siğillerle ilgili daha ayrıntılı bilgilere bir cilt uzmanına danışarak ulaşabilirsiniz.

Ancak genital bölgedeki siğiller için kendi kendine tedavi yöntemleri yerine bir uzmana başvurulması önerilir.

Bazı kişilerin vücudunda tedavinin ardından yeniden siğil çıkabilir. Bazı kişilerde ise bir kez siğil çıktıktan sonra virüs uyku durumunda kalır ve siğiller tekrarlamaz. Siğil tedavisinde, siğillerin yok edilmesinin yanı sıra bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi üzerinde de durulmalıdır.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Zona Neden Olur?

Zona hastalığı ağrıya yol açan, ciltte kabartı, kaşıntı ve döküntülere neden olan bir cilt hastalığıdır. Tıp dilinde ‘herpes zoster‘ adını almıştır. Halk arasında ise ‘gece yanığı’ olarak bilinir. Zonada belli bir bölgeyi etkileyen döküntüler, birlikte kemer ya da bant şeklinde bir görüntü oluşturan, ilk önce su toplayıp ardından kabuk tutan kabarcıklar şeklindedir.

Su çiçeğine neden olan varisella zoster adlı aynı virüs zona hastalığına da neden olur. Bu virüs bir kez vücuda yerleştikten sonra vücudun bağışıklık sisteminin zayıf düşmesini bekler ve fırsat bulduğunda harekete geçerek zona hastalığının ortaya çıkmasına sebep olur.

Depresyon, stres, yaşlılık ve çeşitli hastalıklar vücudun zayıf düşme nedenleri arasında sayılabilir. Zonaya yol açan virüs sinir köklerine yerleşen bir virüs olduğundan, zona ağrıları da oldukça şiddetli olabilir. Sırt, göğüs, karın, kalça, kol, bacak, boyun, baş ve yüz bölgeleri zona hastalığının etkilediği bölgelerdir. Zona şikayeti bu bölgeler arasında en çok göğüs ve başta görülür.

Zonanın Nedenleri

Bir kişi su çiçeği hastalığı geçirdiyse, yukarıda sözünü ettiğimiz virüs vücuttaki bazı sinirlere yerleşmiş demektir. Su çiçeğine ve ardından zonaya neden olan bu virüs vücutta herhangi bir soruna yol açmadan yıllarca beklemede kalabilir. Su çiçeğinin ardından uzun yıllar sonra virüsün sinirlerde yeniden aktif hale gelmesiyle zona ortaya çıkar.


Virüsün neden birden bire harekete geçtiği ve zonaya neden olduğu tam olarak açıklanmış değildir. Ancak bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönemi seçtiği bilinmektedir.

Hemen her yaş grubunda zona hastalığı görülebilir ancak 50 yaş üzerindeki kişilerde risk daha yüksektir. Bu durum yaşlılıkta vücudun bağışıklık sisteminin zayıflaması ile açıklanabilir. Bir yaşından önce su çiçeği geçirenler ve bir hastalık ya da kullanılan ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi zayıf olanlar da yine zona hastalığına daha yatkın kabul edilir.

Zonaya neden olan veya tetikleyen nedenleri sıralayacak olursak:

  • Varisella zoster adı verilen ve su çiçeğine de neden olan virüs / Su çiçeği geçirmiş olmak
  • Bağışıklık sisteminin zayıflaması (yorgunluk, hastalıklar, ilaçlar vb nedenlerden dolayı)
  • 50 yaş üstünde olmak
  • Depresyon
  • Stres, travma

Zona Tekrarlar Mı?

Bağışıklık sistemi her zayıf düştüğünde virüs harekete geçecek diye bir kural yoktur. Ayrıca her su çiçeği geçiren kişide de zona görülmez. Hastaların çoğunda, su çiçeği sonrasında hayat boyu zona şeklinde sadece tek bir atak görülür. Zona tekrarlamayan bir hastalık olarak kabul edilir ancak nadiren de olsa hastalığın tekrar tekrar ortaya çıktığı hastalar da vardır.

Zonanın henüz kesin bir tedavisi yoktur. Hastalık başladıktan sonra belirtilerin hafif atlatılmasına yönelik tedaviler yapılır.

Zona Bulaşıcı Mı?

Pek çok kişinin aklına gelen ilk sorulardan biri zonanın bulaşıcı olup olmadığıdır. Zona yaralarına temas eden kişiye bu hastalık zona olarak değil, su çiçeği olarak bulaşabilir. Çocukluğunda su çiçeği geçirmemiş ya da su çiçeği aşısı olmamış bir yetişkin ya da çocuk eğer zona yaralarına doğrudan temas ederse bu kişiye virüs bulaşabilir. Ancak varisella zoster virüsü bu kişinin vücuduna ilk kez girmiştir. Dolayısıyla virüs bulaşan bu kişide zona değil, su çiçeği görülür. Daha önce su çiçeği ya da zona geçirmiş olan kişiler ise zona hastalığına karşı dirençlidir.

Zona belli bir bölgede ağrı, karıncalanma, yanma ve kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Öncesinde baş ağrısı, halsizlik, ateşsiz grip belirtileri, ışığa karşı hassasiyet görülebilir. Yanma ve ağrı şiddetli olabilir ve ciltte henüz herhangi bir döküntü ya da kabartı yokken ortaya çıkabilirler. Genellikle sırt ve göğüs bölgesinde görülen ağrılar çoğu kez başka hastalıklardan şüphelenilmesine neden olur. Ciltteki içi su dolu kabartılar ise kabuklu yaraya dönüşür.

Zona virüsü sinirleri etkilediğinden eğer hastalığa müdahale edilmezse  işitme kaybı, görme kaybı, yüz felci, kasların oynatılamaması, enfeksiyon gibi daha ciddi belirtiler de ortaya çıkabilir. Nadir de olsa zona baş bölgesini, yüzü ve gözleri etkileyebilir. Özellikle gözü etkileyen zonada hemen tedaviye başlanmalıdır. Akciğer, beyin ya da sindirim sistemindeki iç organlar da zonadan etkilenebilir.

Zona Tedavisi

Zona tedavisinde virüsle savaşacak bir ilaç kullanılması gerekir. Bu ilaç ağrıyı azaltır, hastalık süresini kısaltır ve hastalığın ileri aşamadaki ciddi sorunların ortaya çıkmasını engeller. Yanma ve ağrı hissedilmesinin ardından 3 gün içerisinde ilaca başlanması gerekir. Ciltte kabartılar ortaya çıkmadan tedavinin başlamış olması en iyisidir.

Zona hastalığında erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Bunun nedeni, zonanın sinirleri etkileyen bir hastalık olmasıdır. Eğer tedavide gecikilirse zona ağrılarının döküntü ve yaraların iyileşmesinden sonra bile, uzun süre devam etmesi riski doğar.

Vücut zayıf düşmüş olduğundan, dinlenme zona tedavisinde önemli bir yer tutar. Ayrıca yaraların iyileşme sürecinde düzenli pansuman yapılmalı ve yeni bir enfeksiyon oluşmamasına özen gösterilmelidir.

Zonanın hafif geçmesi için bu tedbirler alınırken, bağışıklık sistemini zayıf düşüren neden de araştırılmalıdır. Örneğin stresin ortadan kaldırılması ya da bir hastalık söz konusuysa, bu hastalığın da tedavisi düşünülmelidir.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Selülit Neden Olur?

Başta kadınlar olmak üzere çoğu kişinin aynalara küsmesine neden olan selülit problemi, fazla kilolardan kurtulmayı başarsanız bile canınızı sıkmaya devam edebilir. Yaygın olarak bilinenin aksine selülit sadece kilolu kişilerin derdi değildir. İşte tam da bu nedenle eğer özellikle selülitlerden kurtulmaya yönelik bir yaşam tarzı benimsemezseniz, ne kadar kilo verirseniz verin, bu portakal kabuğu görünümlü cilt probleminden kaçamazsınız.

Selülit vücudunuzun arınmaya ihtiyacının olduğunun bir göstergesidir. Yağ, beslenme kaynaklı toksik maddeler ve su ciltte birikerek selülite neden olur. Selülitin nedenleri bu kadarla da sınırlı değil. Makalemizde selülitin başlıca nedenlerini daha detaylı olarak inceleyeceğiz.

Selülitin erkeklerden daha çok kadınları etkilemesinin ana nedeni kadınların cilt yapısındaki farklılıktır. Cildi bir ağ gibi sararak destekleyen ve ona sıkılık veren kolajen lifleri, kadın vücudunda yağ hücrelerinin toplanıp birikmesine daha müsait bir yapıdadır. Bu noktada neden bazı kadınlarda, kilolu bile olsalar daha az selülit olduğunu anlayabiliriz. Çünkü bu tip kadın vücudundaki kolajen liflerinin yapısı erkek vücudundaki yapıyla benzerlik gösterir ve selüliti büyük oranda engeller. Bu da genetik bir durumdur.

Aynı şekilde neden zayıf kadınların vücudunda selülit olduğuna da bu ‘kolajen lifleri’ teorisi açıklamış olur. Genetik olarak vücudunuz selülite yatkınsa, ne kadar kilo kaybederseniz kaybedin, selüliti yok etmeniz mümkün olmayabilir.


Selülit Nedenleri

Selülitin farklı türleri ve farklı dereceleri vardır. Bunları kabaca şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Hiçbir pozisyonda ve hatta cildi sıksanız bile görünmeyen,
  • Ayakta ya da yatarken görünmeyen ama cildi sıkıştırdığınızda görünen,
  • Ayaktayken görünen ama yatarken görünmeyen ve
  • Hem ayakta hem de yatarken görünen selülitler.

Yapılan araştırmalara göre kadınların % 95’inde şu veya bu tür olmak üzere selülit bulunmaktadır. Şimdi gelelim bu kadar çok kadını etkileyen selülitin başlıca nedenlerine:

Genetik: Eğer annenizin selülit problemi varsa sizin de aynı dertten muzdarip olmanız hiç şaşırtıcı olmaz, hatta bu beklenen bir sonuçtur. Fazla yağlar genellikle kadınların kalçalarında ve üst bacaklarında toplanır. Eğer annenizin vücudunda bu bölgelerde selülit varsa, sizin vücudunuzda da kilonuz ne olursa olsun, aynısının görülmesi mümkündür. Vücut yapısı, metabolizma hızı, deri altında yağ dağılımı, kan dolaşımı bozukluğu gibi selüliti etkileyen pek çok faktör genlerle ilişkilidir.

Yaş: Yaşlandıkça cildiniz esnekliğini, sıkılığını kaybetmeye başlar. Cildin dış tabakası zayıflar, incelir ve yer çekiminin etkisiyle sarkar. Bu durum cildin altında depolanmış olan yağın yüzeye doğru itilmesine neden olur. Ciltteki tüm bu olumsuz değişimler haliyle selülitin yaşla birlikte kötüleşmesi anlamına gelir. Elbette yaşlanmayı önlemenin bir yolu yok ancak sağlıklı bir yaşam biçimi benimseyerek cildin esnekliğini koruması için çaba gösterebilirsiniz. Ayrıca fazla kilolardan kurtulmanız da kiloya bağlı olarak artan çukurlaşmaları önleyebilir.

Hormonlar: Selülit oluşumunda hormonların da rolü olduğuna inanılır. Çeşitli kaynaklarda östrojen, insülin, noradrenalin, tiroit ve prolaktin hormonlarının selülitin oluşum sürecinde rol oynadığı belirtilmiştir. Östrojenin vücudun yağ depolaması üzerinde doğrudan bir etkisi vardır. Kadın vücudunda selülit açısından dezavantaj oluşturan bu tip özelliklerin çoğu aslında kadın vücudunu gebelik ve bebek emzirmeye uygun kılan özelliklerdir.

Fazla yağlar: Selülitin oluşumuna şöyle bir baktığımızda, bir anlamda selülitin ‘yağ’ demek olduğunu görüyoruz. Vücudunuzdaki yağ oranı ne kadar yüksekse bu yağın dokularda birikerek göze batma ihtimali de o kadar yüksektir. Düzenli egzersiz ve ağırlık kaldırmak vücudunuzdaki fazla yağdan kurtulmanıza yardımcı olabilir. Dışarıdan fazla kilolu görünmeseniz bile vücudunuzdaki yağ oranı fazla olabilir. En iyisi güvenilir bir ölçüm yaptırıp sonuca göre örneğin bir spor hocasıyla size uygun bir egzersiz programı belirlemenizdir.

Kötü beslenme ve yanlış diyetler: Bir beslenme uzmanına veya doktora danışmadan kendi kendinize diyet yapıyorsanız ve bunu da sık sık tekrarlıyorsanız, selülite davetiye çıkarıyorsunuz demektir. Sık sık kilo alıp vermek cildin gevşemesine neden olur ve selülite zemin hazırlar. Beslenme ile ilgili olarak ayrıca rafine ve işlenmiş gıdalar, yağlı yiyecekler, karbonhidratlı gıdalar, şeker ve tuz tüketimi selülit nedenleridir. Eğer lifli yiyeceklere ve taze meyve-sebzeye beslenmenizde ağırlık vermiyorsanız ve bir de bol bol su içmiyorsanız, selülite kapı açıyorsunuz demektir.

Yaşam biçimi: Sigara içenlerde, hazır gıdaları fazlaca tüketenlerde ve gün içinde çok az hareket edenlerde selülit şikayetinin daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Kahve ve sigara vücuttaki kan dolaşımını olumsuz etkileyerek selüliti kötüleştirir. Gün boyu stresli bir ruh halinde olanlarda ise hormonal değişiklikler başka pek çok zararın yanı sıra selülit oluşumunu da tetikleyecektir. Dolayısıyla kötü alışkanlıklardan vazgeçmeniz, sağlıklı gıdalar tüketmeniz ve gün içinde hareket etmeniz, hatta düzenli egzersiz yapmanız ve stresle baş etmeyi öğrenmeniz selülit sorununuzun kötüleşmesinin engelleyebilir.

Selülitin Çaresi Var Mı?

Bugün pek çok kadın görünüşünden rahatsız olduğu için selülitten kurtulmanın yollarını arıyor. Ancak bir kez vücudunuzda selülit oluşmuşsa piyasadaki hiçbir kozmetik ürün, masaj teknikleri ya da cerrahi yöntemler selüliti yok edemez. Bilimsel olarak henüz hiçbir yöntemin selüliti tedavi ettiği kanıtlanmamıştır. Selülite çare olarak yağ aldırmak ise tavsiye edilmez çünkü durumu kötüleştirebilir.

Aksine bilim dünyası, doğru bir beslenme ve egzersiz programının dışarıda sunulan çarelere göre çok daha etkili olabileceğini söylemekte. Yukarıda selülit nedenlerini sıralarken saydığımız çeşitli önerileri uygulayarak ancak var olan selülitin kötüleşmesini, artmasını veya yeni selülit oluşumunu engellemeyi deneyebilirsiniz.

On kadından en az sekizinde ortaya çıktığı bilinen selülit problemi için günümüz teknolojisi çare aramaya devam ediyor. Yine de selülite çare olarak sunulan yöntemlerin ne kadar gerçekçi olduğunu hem para ve zaman kaybı yaşamamak hem de hayal kırıklığına uğramamak adına iyice sorgulamalısınız.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]

Ben Neden Olur?

Hemen herkesin cildinde ben vardır ve bunu o kadar doğal kabul ederiz ki çoğu kez görmeyiz bile. Bazen dudak kenarındaki gibi göze çarpan ve yüze karakteristik bir özellik kazandıran benler öne çıkar ama diğerleri dikkatimizi çekmez. İnsan vücudunda 10 ila 40 adet arasında değişen ben sayısı normal kabul edilir. Ancak ciltte benlerin neden oluştuğuna veya bu benlerin vücutta ne işe yaradığına dair kesin bulgular yoktur.

Pek çok ben, çocuklukta meydana gelir ancak daha ileriki yaşlarda da yeni benler ortaya çıkabilir.

Benlerin zaman içerisinde değişime uğraması, bazılarının yıllara yayılan bir süreçte büyümesi ya da tam tersi kaybolması gibi durumlar normaldir. Fakat özellikle yetişkinlerde, bir benin yapısında çok kısa bir süre içerisinde, ani bir değişim, (renk, kanama veya şekil bozukluğu benzeri) bir anormallik göze çarpıyorsa, mutlaka hemen bir cilt doktoruna görünmek gerekir.

Ciltte Neden Ben Oluşur?

Cilde rengini veren melanin maddesi, melanosit adı verilen hücreler tarafından üretilir. Bu hücreler ciltte eşit şekilde dağılır ve derimize rengini verir.

Ancak kimi zaman, nedeni bilinmeyen bir şekilde melanosit hücreleri bir küme oluşturacak şekilde toplanır ve ortaya koyu renkli benler çıkar. Saç derisi ve genital bölgeler de dahil olmak üzere vücudun herhangi bir yerinde ben oluşabilir.


Bazı bilim adamları benlerin, güneş ışınlarının cilde zarar vermesi sonucu oluştuğunu düşünmektedirler. Güneş ışınlarına maruz kaldıklarında benlerin daha da koyulaştığı görülür. Genellikle zararsız olan benler hamilelik veya ergenlik dönemlerinde de koyulaşabilir.

Güneşin Etkileri

Benlerin neden oluştuğuna dair tıp dünyası yeterince açıklama getirememesine karşın bu benlerin pek çoğunun zararsız olduğu bilinir. Pek çoğu diyoruz çünkü bazı benlerin cilt kanserine dönüşme ihtimali vardır. Farklı cilt kanseri türleri vardır ve bu hastalıklar en çok cildin güneşe maruz kaldığı bölgelerde görülür. Özellikle 20’li yaşlardan sonra, vücudunda çok sayıda ben olan kişilerin güneşe çıkarken dikkatli olmaları gerekir. Güneşin zararlı UVA ve UVB ışınları sonucu, ciltteki benler değişime uğrayıp kanserli hücre üretmeye başlayabilir. UV ışınları cilde nüfus ettiğinde, melanosit hücreleri melanin üretmeye başlar. Bu nedenle de ciltte yeni benler oluşabilir ya da var olanlar tehlike oluşturacak biçimde değişime uğrayabilir.

Son yıllarda özellikle güneş ışınlarının zararları konusundaki bilinçlenmenin artmasıyla, yüksek koruma faktörülü kozmetik ürünlerine ve güneş kremlerine ulaşmak artık eskisine göre çok daha kolay. Bu konuda tedbiri elden bırakmayın ve sadece deniz kenarında değil, şehir içinde de, güneşli günlerde mutlaka koruyucu krem sürün.

Genetik Faktörler

Bir kişinin vücudundaki benler üzerinde genetik faktörlerin de rol oynadığı kabul edilir. MC1R adlı genin, bazı kişilerde kansere dönüşen benler görülmesinde etkin bir rolü olduğu belirlenmiştir.

Doğuştan kızıl saçlı ve beyaz tenli kişiler de kötü huylu benlerin oluşması açısından daha yüksek bir risk taşırlar ve özellikle güneş altında çok daha dikkatli olmalıdırlar.

Benlerde Neden Değişiklik Olur?

Zamanla benlerde bazı değişiklikler göze çarpabilir. Yaşla birlikte cildin gerginliğindeki değişiklikler sonucu yüzdeki bir benin daha yana doğru kaydığını veya kolunuzdaki ufak bir benin yıllar içerisinde biraz daha koyulaştığı gözünüze çarpabilir. Ancak bu değişiklik bir günden diğerine fark edilmeyen ve yıllarla ifade edilecek kadar uzun bir süreçte gelişir. Bazen de çocuklukta çıkan benlerin yetişkinlikte kaybolduğu olur.

Öte yandan gözünüze çarpacak şekilde, çok kısa bir sürede bende şekil, renk, büyüklük açısından bir değişiklik söz konusuysa veya bende kanama, kaşıntı, acı gibi şikayetler ortaya çıktıysa hemen bir cilt doktorundan randevu alınmalı ve ben kontrol ettirilmelidir. Benin kurcalanması, benle oynanması, kulaktan dolma yöntemlerle müdahale durumu daha da kötüleştrir ve belki kısa bir tedaviyle iyileşecek bir sorun çok daha ciddi boyutlar kazanabilir.

Benler Kansere Neden Olur Mu?

Bazı benlerin cilt kanserine yol açtığı bilinmektedir. Ben kanseri, yukarıda sözünü ettiğimiz, cilde renk veren melanosit hücrelerinden kaynaklanır. Bu kanser türüne tıpta ‘melanoma‘ (melanom da denir) adı verilir. Melanoma, diğer cilt kanseri türlerine kıysala oldukça tehlikelidir. Buna karşın eğer erken teşhis edilirse, tedavisi mümkündür. İşte bu nedenle derinizdeki benlerde bir tuhaflık gözünüze çarptığında ve hızlı değişiklikler olmaya başladığında hemen doktora gitmeniz tavsiye edilir. Erken teşhis çok önemlidir.

Ben Aldırmak Kansere Neden Olur Mu?

Ben aldırmak kansere neden olmaz. Benlerin kendileri kansere yol açabilir ancak ben aldırmanın kansere neden olduğu görüşü, halk arasında yayılmış, tıbben doğruluğu veya kanıtı olmayan bir inançtır. Bu korkuyla, kansere yol açan benlerini aldırmakta geciken ve bu nedenle erken teşhis şansını kaçıran kişilerden biri olmayın ve doktorunuzun sakıncalı bulduğu benleri aldırmakta gecikmeyin. Ben aldırma yöntemleri arasında şu ara çok konuşulan lazer yöntemini, doktorların hiç tavsiye etmediğini de hatırlatalım.

Ben Kanserinde Kimler Risk Altında?

Doğuştan olan ve doğumsal (konjenital) adı verilen benlerde cilt kanseri riski yüksektir. Yeni doğan bebeklerin yüzde birinde görülür. Bu benler doktor tarafından takip edilmelidir. Büyük olanlar ve risk taşıyanlar doktor tarafından uygun görüldüğünde alınabilir. Yetişkinlikte benlerinizi güneşten sakınmanız ve kendi takibinizi yapmanız, cilt kanserine karşı korunmanız adına önemlidir.

Ailesinde cilt kanseri vakaları olanlar risk grubundadır ve ben konusunu ciddiye alarak, tedbirli davranmaları gerekir.

Diğer bir ben türü, ‘atipik‘ benler de kalıtımsaldır ve 0.6 cm’den büyük olanlar cilt kanseri bakımından riskli gruptadır. Bu benler asimetrik, bozuk şekilli ve renkleri diğer basit benlerden farklı olan benlerdir. Genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkarlar.

Vücudunuzda sizi şüpheye düşüren benler olduğunda, bir cilt doktoruna görünüp benlerinizle ilgili bilgi almanız en güvenli yoldur. Ben aldırmak, gelişmiş tıbbi yöntemler sayesinde artık çok kolay ve riskli benleri vücudunuzda taşımanız için hiçbir neden yok. Profesyonel bir sağlık kuruluşunda ve uzman ellerde olduğunuzdan emin olmanız yeterli.

Son olarak, bir kişinin vücudunda ne kadar çok ben varsa, kanser riski de o kadar fazla olarak kabul edilir.

Erkeklerde melanoma daha çok sırt bölgesinde görülürken, kadınlarda alt bacaklarda görülür. Doktorunuz bir benin risk oluşturduğunu gördüğünde, önce bu benden parça alınarak biyopsi yapılır. Benin kanserli olduğu tespit edilirse basit bir işlemle bu ben alınır. Erken teşhis edilir ve ben hemen alınırsa kanserin yayılması engellenir.

[expand title=”Kaynaklar”]

[/expand]